banner244

Emanet Bedenler

Arapça ‘’Amn’’ kökünden gelen emanet sözcüğü, ‘’bir kimseye güvene dayalı olarak koruması için geçici verilen her şey’’ anlamına gelir. Emanet para, emanet araba, emanet kitap ve daha niceleri.

Ne gariptir ki emanet olarak ilk aklıma gelen şeyler başına bir hal gelse dahi kolaylıkla telafi edilebilir maddeler oldu.
Emanet kavramını sadece mala ve eşyaya indirgememiz emanetin sorumluluğundan ve yükünden bir dirhem olsun kurtulmak içindi belki de.

Zira yaratıcı tarafından bize bahşedilenleri emanet olarak görmememizin başka bir açıklaması olamaz.

Bir günde 84 bin kez aldığımız nefesin, 10 bin litre havayı süzen akciğerlerimizin, 104 bin kez atan ve 8 ton kan pompalayan kalbimizin, 8 tonluk kanı her zerremize ulaştıran 160 bin kilometre uzunluktaki damar sistemimizin bize yaratıcının bir emaneti olduğunu görmemek, üstüne bir çarşaf örtmek insan için en kolayıydı.

Oysa beynimizi oluşturan 140 milyon hücrenin her birinin emanet olduğunu bilmek, her an emanet bilinciyle korumak, tek hücrenin dahi zarar görememesi için çabalama düşüncesi uykularımızı kaçırırdı.
Yüce Allah Ahzâb Sûresi 72. âyette şöyle buyurmuştur ‘’Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onlar kaçındılar; Nihayet onu insan yüklendi, fakat ne yazık ki o da zalim ve cahil çıktı.’’ Evet, çoğumuz görmek istemese de her an Allah’ın emanetiyle yaşıyor ve çoğu zaman hıyanet ediyoruz.
Nefes almanın kıymetini akciğer tutulumu olan korona virüs hastasına soralım. Rahat nefes alabilmek için tüm malını mülkünü feda eder şüphesiz. Ama nefesini geri alamaz.

Zamanı geri alacak kudreti olsa bedenini hastalıktan korumak için evden dışarı adım atmaz,

Allah’ın emanetine sahip çıkardı.
Peki, biz emanet bedenlerimize sahip çıkmak için neyi bekliyoruz?

Gelin cahillik etmeyi, bedenlerimize zulmetmeyi bırakalım.
Yapılan araştırmalara göre ölümle sonuçlanan pek çok hastalığın tetikçisi sağlıksız beslenme.

Ann Wigmore ‘’Yediğiniz yiyecekler en güvenli ve en güçlü ilaç şekli ya da en yavaş zehir biçimi olabilir.’’ diyor. Tam da bu noktada tıp biliminin ‘’babası’’ Hipokrat’ın sözleri yankılanıyor kulaklarımda. ‘’Besinler İlacınız, ilacınız besininiz olsun.’’
Günümüzde her bakımdan had safhada olan tüketim çılgınlığından besinler de nasibini alıyor. 7’den 70’e herkes ne yediğini bilmeden, nefislerine güzel gelen her şeyi tüketiyor.

Evet, ne yediğini bilmeden. Kaçımız marketten aldığımız gıdaların etiketini okuyoruz?

Çocuklarınıza sağlıklı bir atıştırmalık olarak aldığınız çilekli yoğurt gerçekten sadece çilekli bir yoğurt mu yoksa kimya laboratuarı mı?

Bizlere emanet minicik bedenler sadece bir kutu yoğurdun içerisinde bulunan katkı maddelerinden kurtulabilmek için saatlerce savaş veriyor.

Ev yapımı yoğurt ve çilek ile iki dakikada hazırlanacak temiz bir besin minik bedenlere ilaç olacakken, on saniyede alınan içeriğini bilmediğimiz besin zehir oluyor. ‘’Sağlıklı ve temiz beslenmek için vaktim yok’’ diyenler, günlerini hatta aylarını hastane koridorlarında geçirebiliyor.

Bir besini kendimize zehir etmemek için kilit nokta ne yediğimizi bilmek oluyor.

Lütfen ne yediğinizi bilin!
Bir de sağlıklı diyerek tıkanırcasına yediğimiz besinler var tabii. Her şeyde olduğu gibi burada da ölçüyü korumalı, aşırıya kaçmamalıyız.

Beslenme stilimizi tamamen sağlıklı yiyecekler üzerine oluşturmalı ve bedenimizi dinlemeyi öğrenmeliyiz.

Çok sağlıklı fakat hiç sevmediğimiz bir besini zoraki tüketmek, şüphesiz bedenimize faydadan çok zarar getirir.

Bedeninizin sesine kulak verin.

Sevmediğiniz hiçbir besini tüketmek için kendinizi zorlamayın. Kendinize ‘’aç mıyım?’’ diye sormayı ihmal etmeyin.

Acıkmadığınız halde sırf önünüze geldiği için yememeli, bedeninizin ihtiyacına göre yemeyi öğrenmelisiniz.

Bedeninize kulak verin ve mezarınızı kendi çatal bıçağınızla kazmayın.
Sizi emanetleri kaybolmayan Allah’a emanet ediyorum.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Dilek
Dilek - 3 ay Önce

Tek kelimeyle yazınız harika bizi bilgilendiriyorsunuz Diyetisyen hanım tebrik ediyorum sizi

banner128

banner217

banner8

banner11

banner21

banner34

banner9

banner12

banner20

banner33