Bir Şairden Ötesi.

Geçen hafta ülkemizin önemli edebiyat ve fikir adamlarından Sezai Karakoç'u kaybettik. "Dünya sürgünü" sona eren ve "En Sevgilisi"ne kavuşan büyük şairin cenazesi, sevenlerinden oluşan esaslı bir kalabalıkla Şehzadebaşı Camii haziresinde toprağa verildi.

"Şehzadebaşı'nda Gün Doğmadan" şiirinde, "Yerleşecek yer aramamak, caminin avlusunda, soğuk bir taşa oturmak, gün doğmadan Şehzadebaşı'nda" satırlarına yer veren Şair, bu sözleriyle Şehzadebaşı'na gömülmek istediğini zaten vasiyet etmiş gibiydi.

O'nun toprağa verilişi için '"Defnedildi" ya da "Gömüldü" kelimelerini özellikle kullanmadım. Çünkü, büyük adamlar her ne kader toprağa verilmiş olsalar da, gönüllere gömülürler...

O'nun bu dünyaya vedası, tıpkı bir şiirine verdiği isim gibi, "Sürgün ülkeden başkentler başkentine" göç gibiydi. Lakin O'nun dünya sürgününün bittiği yerde, bizim büyük hasretimiz başladı...

Cumhurbaşkanımızın deyimiyle, "ortaya koyduğu müstesna eserlerin yanı sıra şahsiyeti ve mücadelesiyle nesillere rehberlik eden" Sezai Karakoç, öyle sıradan bir şair asla değildi. O, yalnız Türk şiirinin değil, Türk dergiciliğinin ve Türk düşünce hayatının da zirvelerinde hüküm süren değerlerden biriydi. Çok bilinmese de, siyasetçiliği de vardı.

Kısacası, O bir şairden de ötesiydi...

Farklı dünyaların yolcusu olsalar da, mezun olduğu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden sınıf arkadaşı olan Cemal Süreya, "99 Yüz" adlı deneme kitabında Sezai Karakoç'u şöyle tanımlıyordu:

"Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir, Rimbaud da bilir. Salvador Dali de sever. Nâzım da okur."

Türk edebiyatının önemli adlarından biri olan Hilmi Yavuz'un şu sözleri ise ne kadar da manidardır;

“Sezai Bey’in ölümü, herhangi bir şairin ölümü değildir. Bazı şairler büyük mimarlardır, görkemli yapılar inşa ederler. Süleymaniye’yi, Selimiye’yi inşa ederler; bazılarıysa deniz kumuyla ilk depremde yıkılan binaları… Sezai Bey şiirin Süleymaniyesini inşa etti."

Yazar Gökhan Özcan ise Üstadın ardından şu güzel sözleri sarfetmektedir;

“İçini hep güzelde tuttuğu için, ayağı dünyanın çirkinliklerine hiç takılmayan insanlar da var.”

Şair'in gerek şiirlerinde geçen, gerekse münhasıran söylemiş olduğu şu sözler O'nun nasıl bir dava adamı olduğunun ıspatı değil de nedir;

"Geceye yenilmeyen her insana ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır."

"Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır. Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır."

"Şeytanın kentini darmadağın etmeye and içmişim."

"Umutsuzluk yok! Gün gelir gül de açar, bülbül de öter."

Öte yandan eski Diyanet İşleri Başkanlarından Mehmet Görmez'in Sezai Karakoç ile ilgili paylaştığı şu anısı, Üstadın ne derece iman ve takva sahibi olduğunun bir kanıtı gibidir:

“Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı iken Sezai Karakoç'u ziyarete gittiğimde, "Üstadım, Diyanet olarak sizi hacca davet ediyoruz." dedim. Sezai Bey, "Bana hac henüz farz olmadı, farz olduğu zaman giderim inşallah" dedi.

Ben tekraren, "Efendim, Diyanet olarak sizi biz hacca götürmek istiyoruz" deyince, "Ben milletin parası ile hacca gitmem'" diye cevap verdi.

Bunun üzerine ben kendisine yine tekraren, "Üstadım! Bu ümmeti bir Arafat manifestosundan niçin mahrum ediyorsunuz" deyince Sezai Bey, "Hoca! Arafat'a manifesto yazılmaya gidilmez, vakfeye durmaya gidilir" dedi."

Hayatı boyunca hiç evlenmemiş olan Sezai Karakoç, buna mukabil, vuslatla sonuçlanmayan muhteşem bir aşkın gerçek kahramanıdır. O aşk ki Üstada, Türk aşk şiirinin doruğu sayılan, Mona Rosa adlı şiiri yazdıracaktır.

On yıllar boyunca elden ele dolaşmış, şiir matinelerinde okunmuş, aşk mektuplarını süslemiş, öyküsü hep merak edilmiş, en gizemli, en efsane şiirlerden biridir Mona Rosa...

Sezai Karakoç bu şiiri 1950’lerde Mülkiye’de talebeyken aynı okulda okuyan aşkı Muazzez Akkaya için yazmıştır. Şiirde, paragraf başlarındaki harflerden oluşan bir de akrostiş bulunmaktadır; Muazzez Akkaya’m...

Sezai Karakoç’un şairliğini, düşünce adamı kimliğinden ayırmak eksik bir bakış sayılır. O, şiir ve düşüncelerini kendi deyimiyle “hakikat akımı” olarak tanımlamış ve buna “Diriliş Hareketi" ismini vermiştir.

Şu fani dünyadan Sezai Karakoç isimli büyük bir adam geçti...

"Sorgunlu" mahlaslı Adem Özel'in şu sözleri "Sezai Karakoç gibi şairler öldüğünde ne olur" sorusuna bir cevap gibidir:

Bir şair ölürse,

Kalem öksüz, kağıt yetim, sözler sahipsiz, cümleler mahsun, duygular kifayetsiz, anlatılar eksik kalır...

Bir şair ölürse,

Bir insan ölmez, pek çok şey ölür. Yazan bir insan, adam gibi adam ölür...

Son söz;

Devlet Bahçeli'nin tasviri ile "Kelimelere kırbaç vurup cümleleri koşturan, dizeleri gönlünün enginliğiyle inşa edip arkasında gıpta edilecek edebi bir hazine bırakan usta şair, saygın düşünür, değerli siyaset insanı" Sezai Karakoç, fikir ve eserleriyle gönlümüzde yaşamaya ve yol göstermeye devam edecektir..

Esen Kalın... 

YORUM EKLE
banner128

banner327

banner326