Özelikle 12 Eylül 1980 sonrası demokrasiye geçişte siyaseten yasaklanan Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan’ında yapılan referandum ile yeniden siyasete başlamaları ve kurdukları partiler ile ülke yönetimine talip olmaları sonrasında bizim nesil için hakkından gelinmesi gereken iki önemli Problem  vardı.

Bu problemlerden birisi o günün şartlarında içeriye doğru Başörtüsü yasağının kaldırılması, dışarıya doğru da Fatih’in vakfettiği Ayasofya müzesinin Cami olarak ibadete açılmasıydı.

Kendisini Milliyetçi ve muhafazakar gören herkes bir şekilde az yada çok Başörtüsü yasağı ve Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması ile ilgili yapılan gösterilere katılmış kendisi katılmamışsa kardeşi, yeğeni, amcası, dayısı kısacası bir yakını mutlaka Başörtüsü ve Ayasofya ile ilgili bir etkinlik içersinde kendisini mecburen bulmuştur.

Bize 1980’li yılların ikinci yarsından itibaren Alparslan Türkeş tarafından kurulan (MÇP) Milliyetçi Çalışma Partisinde Yönetim kurulu üyesi, İlçe sekreteri , İlçe başkanı , 1991 yılından sonra MHP’de ilçe başkanı olarak siyaset yapan birisi olarak kendimizi Başörtüsü ve Ayasofya ile ilgili yapılan ne kadar etkinlik varsa tamamının göbeğinde bulmuştuk.

1992 yılında MHP Gebze ilçe başkanı olarak görev yapıyorduk, O günlerde Çayırova henüz ilçe olmadığından, Şekerpınar ve Güzeltepe beldeleri ile birlikte bizim sorumluluğumuzdaydı, 1992 yılının haziran ayında yapılan Güzeltepe belediye  başkanlığı seçiminde de sorumlu ilçe başkanı olarak seçim sürecini yönetiyorduk.

Bir Pazar günü düzenlenen açık hava mitinginde MHP adına elimizde mikrofon konuşma yaparken hemen yanı başımızda ANAP belediye başkan adayını desteklemek adına Adalet Bakanı M.Oltan Sungurlu’nun vatandaştan kendi adayları için konuşma yapıp oy istediğini duyunca mikrofondan kendisine hitaben “-Sayın Sungurlu oradan ANAP adayına oy isteyeceğine bakanlığın döneminde gerekli işlemleri yapıp Ayasofya müzesini Cami yapsaydın” diye haykırdığımızda Oltan Sungurlu’nun elindeki mikrofonu bırakıp seçim otobüsünden aşağıya indiğini fark ettik.

Biz o günlerde 30 yaşında bir ilçe başkanı olarak son derece başarılı bir şekilde Adalet bakanlığı yapmış M.Oltan Sungurlu’yu seçim otobüsünden indirmenin de verdiği keyif ile Allah ne verdiyse nefesimizin yettiği kadar mikrofondan haykırmaya başladık, biz bağırdıkça miting alanında bulunanlar alkışladı, onlar alkışladıkça biz daha fazla gaza gelip Ayasofya’yı açtık, Başörtüsünü serbest bırakacağımız  ile ilgili tüm argümanları kullandık.

Seçim otobüsünün üzerinden inip nefeslenmek için belde binasına girmiştik ki bir görevli arkadaşımız “-Başkanım müsaitlik varsa biraz sonra Oltan Sungurlu çay içmeye gelecek” dediğinde “Buyursunlar, çay yetmez sayın bakanımıza yemek ısmarlayalım” cevabını verdik.

Biraz sonra yanında kalabalık bir partili ile Oltan Sungurlu MHP Güzeltepe belde binasına girdi, Selam kelam faslından sonra “Ayasofya’nın ibadete açılmasını en çok isteyenlerin başında kendisinin de olduğunu ancak bu durumun epey bir sıkıntı yaratacağını, benim konuşlarımdan çok etkilendiğini ancak o günün şartlarında Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılmasının nerede ise mümkün olamayacağını “anlattıktan sonra arkadaşları ile birlikte parti binamızdan ayrıldılar.

1992 yılından içerisinde bulunduğumuz tarihe kadar çok zaman geçti, Aradan geçen 28 yıllık zaman dilimi içerisinde ne kadar Başörtüsü ve Ayasofya mitingine katıldığımızı, ne kadar dayak yediğimizi, ne kadar yerlerde süründüğümüzü, üzerimize ne kadar tazyikli su sıkıldığını, Nezarethanelerde ne kadar saat kaldığımızı doğrusunu söylemek gerekirse bizde unutmuş vaziyetteyiz.

Kendisini Milliyetçi ve Muhafazakar olarak tanımlayan, ne kadar siyasetçi, ne kadar parti ne kadar vatandaş varsa yıllar partileri muhalefete iken “İktidara geldiğimizde başörtüsünü serbest bırakacağız, Ayasofya’yı Cami olarak ibadete açacağız” şeklinde söz verdiler ancak geçen yıllar içerisinde bu sözlerini yerine getirme imkanı bulamadılar.

AK Partinin iktidara geldiği tarih olan 03 Kasım 2002 yılı itibarı ile Başörtüsü ve Ayasofya meselesi hep çözüm bekledi, yıllar içerisinde Üniversitelerde canımızı yakan Başörtüsü görüntüleri  son buldu özellikle de son birkaç yıldır Türkiye’de “Başörtüsü sorunu var” diyen hiç kimse kalmadı.

Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılma meselesi de en azından bizim açımızdan 40 yıllık bir sorun, daha öncesi de bilindiği gibi 1934 yılına kadar gidiyor, Bu kadar uzun bir süre içerisinde iktidara gelen siyasi partiler kalbimizde derin bir acı olarak duran Ayasofya meselesini mutlaka çözmek istediler ancak görünmeyen ama kendilerine perde arkasından “Sakın böyle bir işe girişmeyin” diye tehditler savuran “Görünmeyen güçlerin” korkusundan Ayasofya meselesinin hep etrafından dolaştılar bir türlü bu milletin isteğini yerine getiremediler.

Ayasofya artık Cami olarak yoluna devam edecek, 24 Temmuz tarihinde kılınacak toplu Cuma namazı ile birlikte Cami olarak Müslümanların yıllar yılı biriken özlemini giderecek, Batının ne diyeceği, Emperyalist güçlerin bu duruma ne diyeceklerinin  de en azından bizim için hiç bir önemi yoktur.

Sınırlarımız içerisindeki bir yapının Egemenlik haklarını kullandık diye bize diklenecek olan

Batının Canı Cehenneme….

SON SÖZ..

Ayasoya’nın Cami olarak ibadete açılmasına sevinmek, kimseyi Ak Partili yapmaz.

Korkmayın...

Yıllardır mücadelesini verdiğimiz bir kavganın galibiyetle sonuçlanmasıdır geldiğimiz bu nokta.

Yürek sızımızın dinmesidir.

Bu Particiliğin üzerinde bir hadisedir.

Keyfini çıkarın...

Şairin “Mehmedim Sevinin Başlar Yüksekte”

dediği gündür bugün..

Arif Nihat Asya’nın

“Şu yakın suların

Kolu neden bükülmez.

Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin

Benden doğar, bana dökülmez?"

sorusuna cevap bulunduğu gündür..

Kutlu olsun...