Bir toplumun çöküşü,
ekonominin bozulmasıyla başlamaz önce…
Adaletin fiyatının oluşmasıyla başlar.
Eskiden rüşvet gizli verilirdi,
şimdi fikirler satın alınıyor.
Vicdanlar kiralanıyor.
Hakikat, ihale usulü dağıtılıyor.
Bugünün en büyük sorunu cehalet değil artık;
okumuş insanların adaleti satmasıdır.
Çünkü cahil insan bazen bilmeden hata yapar…
Ama bugünün eğitimli düzenbazı,
neyin doğru olduğunu bilerek eğriye hizmet ediyor.
Bir koltuk için susanlar var.
Bir maaş için eğilenler…
Bir makam uğruna halkın hakkını görmezden gelenler…
Ve en acısı ne biliyor musun?
Bunların çoğu diplomasız değil.
Hepsi eğitimli.
Hepsi konuşmayı biliyor.
Hepsi kameralar önünde “adalet”, “hak”, “ahlak” kelimelerini ezbere söylüyor.
Ama mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü adalet, dilde değil;
bedel öderken belli olur.
Haksızlık karşısında susan adamın,
kitaplığı dolu olsa ne yazar?
Mazlum ezilirken kafasını çeviren insanın,
ünvanı olsa kaç yazar?
Bugün bazıları adaleti savunmuyor artık;
kendine yakın olana adalet istiyor.
Kendi çıkarına dokununca bağırıyor,
başkasının hakkı yenince sessizleşiyor.
İşte modern cehalet tam da budur.
Kravatlı cehalet…
Makyajlı vicdansızlık…
Süslü cümlelerle paketlenmiş ahlaksızlık…
Oysa gerçek adalet;
taraf seçmez.
Menfaate göre eğilip bükülmez.
Paraya, siyasete, güce secde etmez.
Çünkü satın alınan insanlar,
bir süre güçlü görünür.
Ama tarih boyunca hiçbir toplum;
vicdanını satanlarla ayakta kalamamıştır.
Ve insan sonunda şunu anlıyor:
Adaleti öldürenler,
çoğu zaman cahil olanlar değil…
Hakikati bilip susanlardır.