Adı konulmamış acılar

Benimkisi sadece bir iz bırakmak, bir gönülde hafif bir titreşim olmak… Ne kimseyi incitmek niyetim, ne de bir yüreğe ağırlık olmak. Zaten hayat, herkese yeterince yük yüklerken, bir de ben yük olmayayım isterim.
Benim derdim sessizdir; gürültü yapmaz ama içimde kopan fırtınalar kimsenin bilmediği kadar derindir. Anlatmam, çünkü bilirim ki herkes kendi yarasıyla meşguldür. Benimkisi de bana yeter, hatta bazen taşar da içime sığmaz. Ama yine de susarım… Çünkü bazı dertler anlatıldıkça değil, yaşandıkça anlam kazanır.
Ben kimsenin kalbinde yara olmak istemem. Aksine, kırık bir kalbe merhem olamasam bile en azından acısını artıran bir söz olmayayım derim. Bir hoş seda bırakmak isterim bu dünyada; adım anıldığında bir sitem değil, bir tebessüm kalsın geriye.
Çünkü insan, en çok incindiği yerden incitmemeyi öğrenir. Ve ben, incinmişliğimi kimseye miras bırakmak istemem…
Bazen düşünüyorum da, insanın en büyük yorgunluğu anlatamadıklarında gizli. Dile gelmeyen her cümle, kalpte bir düğüm olur zamanla. Ve ben o düğümlerle yaşamayı öğrendim. Çözmeye çalışmadım belki ama taşımayı öğrendim; sessizce, kimseye belli etmeden…
Kim bilir, belki de en büyük olgunluk budur: İçindeki fırtınaya rağmen dışarıya huzur verebilmek. Yıkılmışken bile dimdik durabilmek. Ve en çok da, kırılmış bir kalple hâlâ kimseyi kırmamayı başarabilmek…
Benim hikâyem yüksek sesle anlatılacak bir hikâye değil. Benimkisi, satır aralarında hissedilen, suskunluklarda saklı kalan bir hikâye. Belki kimse tam anlamayacak, belki kimse bilmeyecek… Ama ben yine de kendi içimde eksilmemeye, kendi vicdanımda kirlenmemeye devam edeceğim.
Çünkü biliyorum; insan en çok kendine hesap verir. Ve ben, kendime baktığımda utanacağım bir iz bırakmak istemem…
Ve şunu da öğrendim zamanla; herkes konuşur ama herkes anlamaz. Herkes duyar ama herkes hissetmez. Bu yüzden artık kendimi anlatmaya çalışmıyorum herkese. Anlayacak olan, suskunluğumdan bile anlar zaten.
Benim kırgınlıklarım bağırmaz, benim sitemlerim sessizdir. İçimde biriken ne varsa, zamanla kabullenmeye dönüşür. Belki affetmem ama yük de etmem artık. Çünkü bazı şeyleri sırtında taşımak değil, kalbinden indirmek gerekir.
Yorgunum belki… Ama kötü değilim. Kırgınım belki… Ama kırıcı değilim. İçimde kopan onca şeye rağmen hâlâ iyi kalabilmek, işte benim en büyük mücadelem bu.
Bir gün bu dünyadan göçüp gittiğimde, arkamdan uzun uzun anlatılan bir hayatım olmasına gerek yok. Bir iki güzel söz yeter… “Kimseyi incitmedi” desinler, “kendi derdini kendi içinde yaşadı” desinler… İşte o zaman, ben gerçekten bir hoş seda bırakmış olurum…