"İnsan ağlarken nasıl güler?" diye sordular bir gün.
Cevap vermedim.
Çünkü bazı soruların cevabı kelimelerde değil, yaşanmışlıklarda saklıdır.
Bir mezarın başında dimdik duran adama bakın...
Gözlerinden yaş akmaz belki ama yüreği toprağın altına gömülmüştür çoktan.
Bir annenin yüzüne bakın...
Evladının derdini içine gömmüş, yine de sofraya tebessümle oturuyordur.
Bir babaya bakın...
Cebinde son parası kalmıştır, geleceğin korkusu omuzlarına çökmüştür ama çocukları üzülmesin diye kahkahalar atıyordur.
İşte insan bazen böyle güler...
Yüzü güler, ruhu ağlar.
Çünkü hayat, herkese acısını yaşayacak kadar zaman vermez.
Bazen yaralarını saramadan yürümek zorunda kalırsın.
Bazen gözyaşlarını içine akıtmayı öğrenirsin.
Bazen de dünyanın en büyük yalnızlığını yaşarken kalabalıklara mutluluk dağıtırsın.
Kimse bilmez...
Kimse geceleri yastığına düşen sessiz gözyaşlarını görmez.
Kimse, sabaha kadar uyuyamayıp da sabah olunca "Ben iyiyim." diyen insanların hangi savaşlardan geçtiğini anlayamaz.
Çünkü insanın en derin acıları sessiz olur.
Bağırmaz.
Çağırmaz.
Sadece içten içe tüketir.
Ve bazen...
İnsan ağlamayı bile lüks sayar.
Çünkü hayat ona gözyaşı dökecek kadar bile fırsat vermemiştir.
Bir yandan ekmeğinin peşinde koşar, bir yandan kaybettiklerinin yasını tutar, bir yandan da yarınlara yetişmeye çalışır.
Kimse fark etmez.
Çünkü insan en çok da sessizken yorulur.
Bir köşede tek başına otururken, eski bir fotoğrafa bakarken, bir şarkının tam ortasında dalıp giderken...
İçinde yılların biriktirdiği acılar yeniden uyanır.
Bir isim gelir aklına...
Bir yüz...
Bir ses...
Belki bir mezar taşı...
Belki de yarım kalmış bir hayal...
İşte o an gözleri dolar.
Ama yine de gülümser.
Çünkü alışmıştır.
Yaralarını kimseye göstermemeye alışmıştır.
O kadar çok kırılmıştır ki, artık kırılmanın sesini bile duymaz olmuştur.
Ve zaman ona şunu öğretmiştir:
Bazı acılar geçmez.
Bazı özlemler dinmez.
Bazı insanlar unutulmaz.
İnsan sadece onlarla yaşamayı öğrenir.
Ve zaman gelir...
Yüreğinde taşıdığın acılar o kadar büyür ki artık ağlayamaz olursun.
İşte o zaman gülersin.
Çünkü gözyaşların bile yorulmuştur.
Çünkü kader, acıyı öyle çok öğretmiştir ki artık hüzün sana yabancı gelmez.
Bir dostun ihanetinde gülersin...
Çünkü güvenmenin bedelini öğrenmişsindir.
Bir sevdanın ardından gülersin...
Çünkü ayrılığın da aşk kadar gerçek olduğunu kabul etmişsindir.
Bir mezarın başında gülersin...
Çünkü gidenin ardından ağlamanın onu geri getirmeyeceğini bilirsindir.
Ama bil ki...
Ağlarken gülen insanlar sahte insanlar değildir.
Onlar hayatın en ağır yüklerini sırtlamış insanlardır.
Onlar gözyaşlarını kimseye yük etmemeyi öğrenmiş insanlardır.
Onlar yıkıla yıkıla ayakta kalmayı başarmış insanlardır.
İşte ağlarken gülmek de budur.
İçinde fırtınalar koparken sakin görünmek...
Kalbin kanarken "İyiyim." diyebilmek...
Her şeyini kaybetmiş gibi hissederken bile başkalarına umut olabilmek...
Çünkü hayat bazen insandan gözyaşını değil, sabretmesini ister.
Ve sabır...
Sessiz insanların omzunda taşınan görünmez bir dağdır.
Ve belki de dünyanın en güzel gülüşleri onların yüzünde açar.
Çünkü o gülüşler mutluluktan değil;
Sabırdan doğmuştur.
Çileden doğmuştur.
Hasretten doğmuştur.
Yaralardan doğmuştur.
Her tebessümünün arkasında bir hikâye, her kahkahasının içinde gizlenmiş bir sızı vardır.
Bu yüzden bir insanın gülüşüne aldanma.
Belki de tam o anda içinde bir dünya ağlıyordur.
Ve unutma...
Bazı insanlar gözyaşlarını saklamak için güler.
Bazı insanlar güçlü görünmek için güler.
Bazı insanlar ise artık ağlayacak güçleri kalmadığı için güler.
İşte bu yüzden;
En hüzünlü insanlar, çoğu zaman en güzel gülümseyenlerdir.