Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar.

Bazı acılar vardır, insanın içine sessizce çöker… Ne anlatmaya dil yeter, ne de dinlemeye dünya. İnsan bazen kalabalıkların içinde bile yalnız hisseder kendini. Güler gibi yapar, konuşur, hatta güçlü görünür… Ama geceleri başını yastığa koyduğunda içindeki sessizlikle baş başa kalır.
Hayat bazen insanı öyle bir noktaya getirir ki… Ne derdini anlatacak hâlin kalır, ne de seni gerçekten anlayacak birini bulabilirsin. İçinde kopan fırtınaları sustura sustura yaşamayı öğrenirsin. Herkes seni güçlü sanar ama bir tek annen gözlerine bakınca yorulduğunu anlar.
İşte o zaman insan, annesinin sesini arar. Çünkü bilir… Herkes bir gün gider, herkes bir gün unutur ama bir annenin yüreği evladını hiçbir zaman bırakmaz.
Bu dünya çok şey öğretir insana… Kime güvenmeyeceğini, hangi sözün yalan olduğunu, hangi sevginin yarım kaldığını… İnsan en çok da düştüğünde öğrenir kimlerin gerçekten yanında olduğunu.
Kimisi meraktan sorar derdini, kimisi ayıp olmasın diye üzülüyormuş gibi yapar… Bazıları sadece kalabalıkta iyi görünmek için “Yanındayım” der. Ama insan en karanlık gecesinde arkasına baktığında çoğu kimseyi göremez. Çünkü herkes mutlu günlerin dostudur. Zor günler ise insanın hayatındaki gerçekleri gösterir.
Ama ana öyle değildir… Sen tek kelime etmesen bile gözlerinin içindeki kırgınlığı hisseder. “İyiyim” desen bile sesindeki yorgunluğu duyar. Çünkü annenin kalbi, evladının sustuğu yerde konuşmaya başlar.
Bir anne, evladını dünyaya getirdiği gün sadece bir çocuk doğurmaz… Ömrü boyunca taşıyacağı bir parçayı koyar yüreğine. Sen büyürsün, saçlarına ak düşer, omuzlarına hayatın yükü biner… Ama annenin gözünde hâlâ çocuksundur.
Hayat bazen insanı sessizleştirir… Eskisi gibi konuşamazsın. İçinden gelen hiçbir şeyi tam anlatamazsın. Kırıldığını içine atarsın, yorulduğunu belli etmezsin, gözyaşını insanlardan saklarsın… Ama bir annenin yüreğinden hiçbir şey gizlenmez.
Çünkü herkes bir gün senden bir şey bekler. Kimi sevgine gelir, kimi varlığına, kimi çıkarına… Ama anne hiçbir şey istemeden sever. Senin mutlu olmanı kendi mutluluğu sayar. Senin canın yansa, onun yüreği yanar. Sen bir damla gözyaşı döksen, o geceler boyu uyuyamaz.
Ne garip değil mi? İnsan bazen en çok annesini üzer… Sesini yükseltir, geç cevap verir, ihmal eder… Ama anne yine de kırgınlığını içine gömer. Çünkü bir annenin sevgisi, gururdan da büyüktür.
Annen hayattayken bazı şeyler sıradan gelir insana… Bir tabak yemek, kapıda bekleyen bir göz, gece geç kaldığında edilen bir dua… Oysa yıllar geçince anlar insan; dünyanın en büyük zenginliği, bir annenin “Oğlum” diye seslenmesidir.
Bazı geceler vardır… İnsan çocukluğunu özler. Annesinin sıcak elini, saçını okşayışını, “Geçer yavrum” deyişini… Çünkü insan büyüse de, yorulunca yine annesinin merhametine sığınmak ister.
Bir gün gelir… Hayat herkesi değiştirir. Gençlik gider, güç azalır, insanın omuzları çöker. O zaman geçmiş gözünün önünden geçer bir bir… Annenin fedakârlıkları, uğruna sustuğu acılar, sen üzülmeyesin diye gizlediği gözyaşları…
Ve insan o gün anlar: Meğer dünyadaki en sessiz kahraman annelermiş…
Onlar sofrada doymadan çocuklarını doyuran, kendisi ağlarken evladına gülümseyen, geceleri dua edip sabah güçlü duran insanlarmış.
Bazı sevgiler gösterişlidir, bazıları ise sessiz… Anne sevgisi sessizdir ama en derin sevgidir. Çünkü bir annenin duası, insanın kaderine bile dokunur.
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, hangi yollardan geçerse geçsin, ne kadar güçlü görünürse görünsün… İçinde hep annesine sarılmak isteyen küçük bir çocuk kalır.
Ve günün sonunda insan şunu anlıyor:
Bu dünyada çok yüz gördüm… Çok söz duydum… Çok insan tanıdım