Ah yalnızlık.

İnsanın etrafında kimse kalmadığında değil, kalabalıkların içinde kendini kimsesiz hissettiğinde başlar asıl yalnızlık. Bazen bir odanın sessizliğinde oturursun; duvarlar yerli yerindedir, eşyalar bıraktığın gibidir ama eksik olan bir şey vardır. Adını koyamazsın. Sadece içinde kocaman bir boşluk büyür.

Yalnızlık, kapıyı çalanın olmaması değildir yalnızca. Asıl yalnızlık, içinden geçenleri anlatacak birini bulamamaktır. “Nasılsın?” diye soranların çok olduğu bir dünyada, gerçekten nasıl olduğunu merak eden birinin olmamasıdır.

İnsan bazen susar. Konuşacak sözü olmadığı için değil, anlatsa da anlaşılmayacağını bildiği için…

İşte o zaman insan kendi içine çekilir. Geçmişiyle konuşur, hatıralarıyla dertleşir. Eski günleri yeniden yaşar zihninde. Bir ses, bir bakış, bir gülüş gelir aklına. Sonra fark eder ki bazı insanlar hayatımızdan gitse de hatıraları gitmiyor. Onlar sessizce içimizde yaşamaya devam ediyor.

Ah yalnızlık…

Gece olunca daha da ağırlaşırsın. Gündüz insan kendini oyalar; bir işin peşine düşer, insanlarla konuşur, gülümser, “iyiyim” der. Ama gece olunca bütün maskeler düşer. İnsan kendisiyle baş başa kalır. İşte en zor hesaplaşma da o zaman başlar.

Yastığa başını koyduğunda kimse bilmez içinde kaç cümle susturduğunu. Kimse bilmez kaç kez “Keşke…” dediğini. Kimse bilmez, gözlerinden süzülen bir damla yaşın hangi hatıranın ardından geldiğini.

Bazı geceler vardır; insan uyumak istemez. Çünkü gözlerini kapattığında geçmiş açılır.

Ve insan, unutmak istediği ne varsa yeniden hatırlar.

Yalnızlık insana çok şey öğretir. Kimin yanında gerçekten kendin olduğunu, kimin sadece kalabalık olsun diye hayatında bulunduğunu gösterir. Dost bildiklerinin birer birer uzaklaşmasını, bazı insanların sadece işi düşünce kapını çaldığını öğretir.

Ama en çok da kendini öğretir insana.

Kendi yaralarını kendi ellerinle sarmayı…
Kimseye anlatmadan ağlamayı…
Kimse gelmese de ayağa kalkmayı…
Ve en önemlisi, insanın kendisine yetebilmeyi öğrenmesini…

Belki de yalnızlık, hayatın insana verdiği en ağır ama en gerçek derslerden biridir.

Çünkü bir gün anlarsın ki herkes yanında olmayacak.

Bazıları söz verip gidecek.
Bazıları seviyorum deyip vazgeçecek.
Bazıları “hep buradayım” deyip ilk rüzgârda kaybolacak.

Sen ise yine kendinle kalacaksın.

İşte o gün, yalnızlığından korkmamayı öğrenirsin.

Çünkü yalnızlık bazen bir ceza değil, insanın kendisini yeniden bulduğu bir sığınaktır.

Ah yalnızlık…

Sen bazen canımı acıttın, bazen gecelerimi uzattın. Bazen gözlerime yaş, bazen dilime suskunluk bıraktın. Ama bana bir şeyi öğrettin:

İnsan herkesi kaybedebilir; yeter ki kendisini kaybetmesin.

Şimdi biliyorum…

Her gidenin ardından ağlanmaz.
Her suskunluk çaresizlik değildir.
Her yalnızlık kimsesizlik değildir.

Bazen insan, kalabalıklardan uzaklaşıp kendi sessizliğinde iyileşir.

Ve bir gün, hiç beklemediği bir sabah, içindeki o büyük boşluğun eskisi kadar acıtmadığını fark eder.

İşte o zaman yalnızlık yine yanındadır ama artık düşmanın değildir.

Sadece sessiz bir yol arkadaşıdır.

Ve insan kendi kendine şöyle der:

“Ah yalnızlık… Meğer sen beni eksiltmek için değil, kendimi yeniden bulmam için gelmişsin.”