Apateizm: Sessiz Çöküşün Adı. Bir medeniyet, hakikati inkâr ederek değil; hakikati önemsiz görmeye başladığında çökmeye başlar. İşte apateizm tam da bu kırılma noktasını temsil eder.
Ateist, bir iddia ortaya koyar;
Teist bir delil sunar;
Agnostik bilginin sınırlarını tartışır.
Apateist ise tartışmanın kendisini değersiz ilan eder. Oysa hakikate sırt çevirmek, ona karşı çıkmaktan daha ağır bir fikrî teslimiyettir.
İnsanlık tarihini değiştirenler, büyük soruların peşinden gidenlerdi.
"Ben kimim?", "Nereden geldim?", "Ölümden sonra ne var?", "İyilik neden iyidir?"
Bu sorular felsefeyi doğurdu, bilimi besledi, medeniyetleri şekillendirdi.
Bugün ise aynı sorular, "Boş ver." denilerek geçiştiriliyor. İşte apateizmin gerçek yüzü budur:
Hakikati çürütmek değil, hakikat arayışını değersizleştirmek.
Apateizm kendisini tarafsızlık gibi sunar. Oysa tarafsız değildir. Çünkü hakikatin en temel meselelerine karşı kayıtsız kalmak da bir tercihtir.
Bir mahkemede hâkim "Gerçeği öğrenmek umurumda değil." dese buna adalet denebilir mi?
Bir doktor "Hastalığın sebebi beni ilgilendirmiyor." dese buna bilim denebilir mi?
Öyleyse insanın varoluşunu ilgilendiren en büyük sorular karşısındaki ilgisizliği nasıl erdem olarak görebiliriz? Bugün apateizmin yaygınlaşmasının nedeni güçlü deliller değil, zayıflayan dikkatlerdir.
Ekranlar düşüncenin yerini aldı. Tüketim, tefekkürün önüne geçti. İnsanlar saatlerini başkalarının hayatını izleyerek geçiriyor; fakat kendi hayatlarının anlamını sorgulamaya birkaç dakika ayırmıyor. Bu, fikrî ilerleme değil; zihinsel uyuşmadır.
Daha acı olan ise şudur: Apateizm çoğu zaman araştırmanın sonunda değil, araştırmaya hiç başlamadan ortaya çıkıyor. Kutsal metinleri okumadan, felsefeyi incelemeden, farklı görüşleri değerlendirmeden "Beni ilgilendirmiyor." demek; eleştirel düşünce değil, düşünme sorumluluğundan kaçıştır. Bilmediği bir konu hakkında ilgisizlik ilan etmek, entelektüel cesaret değil, entelektüel tembelliktir. Kayıtsızlık, zamanla yalnızca dine değil, ahlaka da sirayet edebilir. Çünkü insan, hayatın anlamını önemsiz görmeye başladığında; adalet, sorumluluk ve vicdan üzerine düşünme alışkanlığını da yitirme riski taşır. Elbette ahlak sadece dine indirgenemez; ancak varoluşun temel sorularına karşı sürekli ilgisizlik, insanın kendi değer dünyasını sorgulama alışkanlığını zayıflatabilir.
Düşünmeyen vicdan zamanla körelir; sorgulamayan zihin ise kolay yönlendirilir.
Apateizme verilecek cevap öfke değildir. Öfke, kayıtsızlığı derinleştirir.
Cevap; bilgi, örneklik ve samimiyettir. İnanç, sloganlarla değil; sağlam delillerle anlatılmalıdır. Gençlerin soruları bastırılmamalı, ciddiyetle karşılanmalıdır. Hakikatten emin olan, sorudan korkmaz.
Asıl mesele şudur:
İnsan, evrenin kökenini, ölümün anlamını ve varoluşunun amacını gerçekten önemsiz görebilir mi? Yoksa modern dünyanın gürültüsü, bu soruları duymasını mı engelliyor?
Apateizm, belki de cevaplardan önce soruların değerini unuttuğumuz çağın adıdır.
Tarih gösteriyor ki medeniyetler, büyük sorular sordukları dönemlerde yükselmiş;
anlam krizine sürüklendiklerinde ise zayıflamıştır. Bu yüzden apateizm yalnızca bireysel bir tercih olarak değil, düşünme kültürünü aşındıran bir zihniyet olarak da ele alınmalıdır.
Çünkü hakikate ulaşamamak insanı eksiltmez; Fakat hakikati aramaktan vazgeçmek, insan olmanın en temel özelliklerinden birini terk etmektir.