Ayrı dünyaların insanları

Aynı gökyüzüne bakıp başka yıldızlara tutunan insanlardık biz. Aynı sokaktan geçip farklı hayallere sapan…

Adımlarımız yan yana yürüdü belki ama kalplerimiz hep başka iklimlerde üşüdü. Yan yana durduk, omuz omuza sustuk; yine de içimizdeki mesafe hiç kapanmadı.


Sen kalabalıkları sevdin, ben sessizliği. Sen konuşarak iyileştin, ben susarak kanadım.

Sen her şeyi anlatınca hafifledin, ben anlatamadıkça ağırlaştım.

İşte tam da bu yüzden, aynı cümlede buluşamadık hiç. Söylediklerinle sustuklarım hiçbir zaman aynı yere düşmedi.


Ben geçmişi omzumda taşıdım, sen geleceği cebinde sakladın. Ben yaralarıma isim verdim, sen unutarak devam etmeyi seçtin.

Birimizin dünyası hatıralarla doluydu, diğerimizin dünyası kaçışlarla. Aynı hatıraya baktık ama biri acı gördü, diğeri yük.


Sevmek istedik belki… Ama sevmek, aynı dilden acı çekmeyi gerektirir. Aynı şeye üzülmeyi, aynı yerden kırılmayı. Biz ise aynı anda gülsek bile aynı anda ağlayamadık.

Ben içimde fırtınalarla boğuşurken sen “geçer” dedin. Sen “abartıyorsun” dedikçe, ben biraz daha sustum.

Oysa bazı şeyler geçmez; sadece içine gömülür.
Ayrı dünyaların insanlarıyız biz. Biri umutla beslenir, diğeri hayal kırıklıklarıyla ayakta durur. Biri “olur” der, diğeri “olmaz” demeye alışmıştır çoktan.

Ben her şeyi taşımayı sevdim, sen bırakmayı öğrendin.

Ben sevgiyi yük bildim çünkü hep taşıyan oldum; sen sevgiyi hafif sandın çünkü vazgeçmek sana kolay geldi.


En çok da şu yordu beni: Seni anlamaya çalışırken kendimi kaybetmem.

Her adımda biraz daha eksilmem, her susuşta biraz daha yalnızlaşmam.

Aynı masada oturduk ama aynı dünyada yaşayamadık.

Aynı yatağı paylaştık belki ama aynı yalnızlıktan kaçamadık.


Biz birbirimize dokunduk ama birbirimize ulaşamadık. Sesimiz birbirine değdi ama kalbimiz cevap vermedi. Ne sen tamamen suçluydun ne ben masumdum. Yanlış insan değildik belki…

Sadece yanlış dünyaların insanlarıydık.
Bir de kimsenin görmediği tarafı vardı bu ayrılığın. Dışarıdan bakınca sıradan bir uzaklaşma gibiydi belki ama içimde her gün yeniden yaşanan bir vedaydı.

Alışmak dedikleri şey, yokluğa değil; anlaşılmamaya katlanmaktı. Senin kolayca bıraktığın yerde ben hâlâ tutunacak bir anlam aradım.

Çünkü bazı insanlar giderken iz bırakmaz, bazıları ise kaldığı her yerde eksiklik yaratır.
Şimdi aynı dünyada yaşıyor olsak bile, artık bambaşka yerlerdeyiz. Aynı şehirde nefes alıp farklı hayatlarda kayboluyoruz.

Belki bir gün yollarımız kesişir, belki adımız bir cümlede geçer; ama bilirim, o an bile yine yabancı kalacağız. Çünkü ayrı dünyaların insanları, tekrar karşılaşsa da asla aynı yere varamaz.


Ve şimdi anlıyorum ki; bazı insanlar birbirini sever ama aynı yerde duramaz. Birbirini anlar ama iyileştiremez.

Birbirine yakın olur ama aynı yola çıkamaz.

Ayrı dünyaların insanlarıyız biz…

Aynı duyguda bir anlığına buluşup, aynı hayatta kalamayan.
Ve belki de bu, bizim hikâyemizin en acı ama en dürüst gerçeği.