Bak bakalım, Halen yüzün kızarabiliyor mu?

Her şey satılır oldu bu topraklarda, yollar satıldı, köprüler satıldı, fabrikalar satıldı yetmedi insanlar satıldı bu ülkede hem de öyle böyle değil koca, koca kelli felli vekiller, belediye başkanları ve meclis üyeleri satıldı. Kimi ucuza kimi ise ederinin çok üstünde rakamlara ve makamlara satıldı. Yani birileri çoklara gitti çokları da ucuza, hoş neticede ucuza giden de pahalıya giden de satılmış oldu ama.

Peki bunlar satıldı da bitti mi her şey tabi ki hayır, insan satılınca insanoğlunun cesedini ayakta tutan onur, şeref, haysiyet ve şahsiyet gibi değerler ile hani o sahip olana herkesin saygı duyduğu dürüstlük ve en çok da namus satıldı bu pazarda. Mevsimine göre elma armut mevsimine göre kavun karpuz gibi kimi kendi kurduğu tezgâhta kendini kimi başkasının kurduğu tezgahlarda üçe beşe bakmadan satıldı.

Kimi deriden bir koltuğa, kimi bilmem model kaç motor gücünde lüks bir arabaya, kimi gücün ve kudretin dayanılmaz cazibesine kimileri de hayalindeki şatafata sattı kendini. İnsanı hayvandan ayırıp yaratılmışların en şereflisi yapan şeref ve haysiyet duygusu kiminde cüzdana yenik düştü kimde ise bir çift güzel göze, iki tatlı söze ve birkaç dakikalık anlık hevesler ile kahrolası ihtiraslara kurban edildi. İnsanlık hamurunun mayası olan şeref ve haysiyet duygusunu paketleyip sattılar tencerede pişirilip yenilen bir paket ucuz makarna sobada yakılıp kül olan bir torba kömür gibi. Yenildi bitti, yandı kül oldu gitti her şey.

Bakın artık kimse kimseye güvenmez oldu,insan insana arkasını dönüp yürüyemez, laf söyleyip iki kelam edemez oldu söylediği laflar ihanet kokan pazarlarda ve insan onurunun alınıp satıldığı masalarda satılır diye.

Peki kul yapısı olan sırtındaki paltoyu, ayağındaki ayakkabıyı satamayan insan bedenini ayakta tutan yaratanın emaneti mukaddes duyguları niye bu kadar alel acele ve ucuza sattı?

Satarken utanacağını mı hesap etmedi yoksa yaşayacakları utançtan daha mı fazlaydı utanmaktan vazgeçip satılması karşılığında aldıkları. Yurdumun güzel insanları hep der ya; Hiç yüzün kızarmadı mı diye? acaba satarken her şeyimizi yüzümüze kırmızılık veren hücrelerimizi de mi satıp kurtulduk kanımızdan aldığımız al yuvarların bize verdiği bu insanlığın muhteşem renginden.

Şimdi karıştığımız sosyal ortamlarda, yürüdüğümüz yollarda, katıldığımız toplantılarda, düğünlerde ve cenazelerde bu acaba neyini sattı diye şüpheyle bakarken karşımızdakinin de bize aynı şüpheyle bakıldığını bilerek yaşamaya alıştık daha doğrusu satmayı da satılmayı da kanıksadık.

Bugün satın aldım diyerek pazarda satın alan olmanın keyfini sürenlerin yarın ondan bir boy büyüğün kurduğu pazarda satılacağını bilmediğini sanıyorsak hep beraber yanılıyoruz. Bu gidişle herkes mutlaka bu pazara düşecek herkes bu tezgâhta kendi üzerinde satılık etiketini görecek.

Ez cümle derim ki rengini al yuvardan ruhunu insan olmaktan alan, yüzümüzü kızartan hücrelerden daha pahalı bir servetimiz olmadığını pazara düşmeden üzerimize bir etiket yazılmadan anlayıp, en azından evlatlarımızın karşısında satın alınmış insanların utancı ile çıkmamak adına utanmayanlarından cennetinde bina olmaktansa halen utanabilenlerin cehenneminde dimdik duran bir yapı taşı olmayı tercih edelim.

Seni çok özleyeceğiz; SATIN ALACAK PARANIN DAHA İCAT EDİLEMEDİĞİ ONURLU İNSAN.