Bilmem farkında mısın…
Bazı suskunluklar çığlık kadar gürültülüdür. İnsan sustukça, içinde birikenler büyür; kelimeler boğazında düğüm olur, gözlerin anlatır anlatacağını. Sen “iyiyim” dersin ama kalbin o cümleyi yalanlar. Bilmem farkında mısın, insan en çok böyle zamanlarda yorulur; anlatamadıklarından, anlaşılmamaktan, anlaşılmayı beklemekten…
Bilmem farkında mısın…
Gece, herkes uyurken daha ağırdır. Düşünceler sessizliği fırsat bilir, bir bir kapını çalar. Geçmiş, eskimiş fotoğraflar gibi önüne düşer; gülüşler soluktur, hatıralar keskindir. O an anlarsın: Bazı izler silinmez, sadece üzeri örtülür. Ve insan, örtünün altından sızan sızıyla yaşamayı öğrenir.
Bilmem farkında mısın…
Bazı vedalar söylenmeden yapılır. Bir bakış eksilir, bir ses kısılır, bir “sonra konuşuruz” asla gelmez. Giden, giderken ardında bir boşluk bırakır; kalan ise o boşluğa alışmaya çalışır. Alışmak dediğin de garip bir şeydir; acıyı azaltmaz, sadece taşımayı öğretir.
Bilmem farkında mısın…
İnsan bazen en çok kendine yabancılaşır. Aynaya bakar, yüzünü görür ama içindekini tanıyamaz. Gülen bir suretin ardında yorgun bir kalp saklanır. Herkese yetişirsin de kendine geç kalırsın. İşte o geç kalışlar, insanın en sessiz kırgınlıklarıdır.
Bilmem farkında mısın…
Bazı dualar dilden değil, kalpten dökülür. Söylenmez ama hissedilir. İçinden geçenleri bir Allah bilir, bir sen. Ve bazen bu bile yetmez; insan yine de anlaşılmak ister. Çünkü insan, yükünü hafifletmek için değil, paylaşmak için anlatır.
Bilmem farkında mısın…
Zaman her şeyi iyileştirmez. Sadece bazı acıları susturur, bazılarını da olgunlaştırır. Dün canını yakan şey, bugün seni daha sessiz yapar; daha temkinli, daha az konuşan… ama daha derin.
Bilmem farkında mısın…
Bazen güçlü görünmek, en ağır yüktür. Kimseye belli etmemek için içine attığın her şey omuzlarında birikir. “Ben hallederim” dediklerin, geceleri uykundan çalar. Çünkü insan, güçlü olmaktan değil; hiç yorulmadan güçlüymüş gibi yapmaktan tükenir.
Bilmem farkında mısın…
Bazı insanlar hayatına iz bırakmak için gelmez, ders olmak için gelir. Kırar, geçer, eksiltir… ama öğretir. Sonra gidişleriyle anlarsın: Kaybettiklerin değil, seni sen yapanlar kalır. Ve insan, her eksilişten sonra biraz daha kendine yaklaşır.
Bilmem farkında mısın…
Yine de umut, inatçı bir çiçektir. Kırık taşların arasından bile filiz verir. İnsan ne kadar yorulsa da kalbin bir köşesinde bir ışık saklar. Belki küçük, belki titrek… ama vardır. Çünkü bilirsin; karanlık uzun sürse de sabahın bir huyu vardır: Mutlaka doğmak.
Bilmem farkında mısın…
Belki de bütün mesele, fark etmektir. Kendini, yaralarını, sessizliğini… Ve en çok da hâlâ ayakta kalabildiğini. Eğer bunu fark ediyorsan, işte orada başlar iyileşme. Sessizce, kimseye duyurmadan… ama gerçek.