Bir fıkranın anlattığı şey

Bazen bir insanın söylediği tek bir cümle, yıllarca anlattığı başarı hikâyelerinden daha fazla şey anlatır.

Çünkü söz, insanın aynasıdır.

Bir açılışta anlatılan bir fıkra günlerdir tartışılıyor. Kimileri bunun sadece bir şaka olduğunu söylüyor. Kimileri ise meselenin çok daha derin olduğunu düşünüyor. Aslında tartışılması gereken de tam olarak budur.

Mesele bir fıkranın komik olup olmaması değildir.

Mesele, bir insanın neden başka insanların kimliğini mizahın konusu yapma ihtiyacı duyduğudur.

Bu topraklar yüzyıllardır farklı renklerin yan yana yaşadığı büyük bir medeniyetin mirasçısıdır. Bu ülkede Türk vardır, Kürt vardır, Arap vardır, Çerkez vardır, Laz vardır, Alevi vardır, Sünni vardır. Farklılıklarımız eksikliğimiz değil, zenginliğimizdir.

Aynı toprağın suyunu içmiş, aynı bayrağın gölgesinde yaşamış, aynı acılara üzülmüş, aynı sevinçlere ortak olmuş insanlarız.

Bu nedenle herhangi bir kimlik üzerinden kurulan küçümseyici dil, sadece hedef aldığı insanları değil, ortak yaşam kültürünü de yaralar.

Elbette herkes hata yapabilir. Her insan yanlış bir söz söyleyebilir. Ancak toplumda sözü ağırlık taşıyan insanların hataları da sıradan insanların hatalarından daha fazla yankı bulur. Çünkü servet büyüdükçe sorumluluk da büyür.

Kamuoyu önünde söylenen sözler artık sadece bir espri değildir; aynı zamanda bir duruşun ve bir bakış açısının yansımasıdır.

Asaletin Ölçüsü

Toplumlar bazen ekonomik büyüklükleriyle değil, kullandıkları dil ile sınanırlar.

Servet sahibi olmak mümkündür.

Makam sahibi olmak mümkündür.

Şöhret sahibi olmak mümkündür.

Fakat gerçek büyüklük, kendinden farklı olana gösterilen saygıda ortaya çıkar.

İnsanlar şirketlerini miras bırakabilir.

Mallarını, mülklerini, makamlarını ve unvanlarını miras bırakabilir.

Ama saygıyı miras bırakamazlar.

Saygı, her neslin yeniden inşa etmek zorunda olduğu bir erdemdir.

Belki de yaş almanın en kıymetli tarafı, insanın bildiklerini çoğaltmasından çok önyargılarını azaltabilmesidir. Çünkü gerçek bilgelik, geçmişin kalıplarını geleceğe taşımakta değil; insan onurunu her şeyin üzerinde tutabilmektedir.

Bugün söylenen bir söz yarın unutulabilir. Fakat o sözün arkasındaki zihniyet kolay kolay unutulmaz.

Bu yüzden mesele bir fıkra değildir.

Mesele, bir toplumun birbirine hangi gözle baktığıdır.

Mesele, farklılıklarımızı küçümsemek değil, onları ortak zenginliğimiz olarak görebilmektir.

Gerçek asalet; insanları kökenine, inancına, kültürüne veya kimliğine göre ayırmakta değil, hepsini aynı insanlık paydasında buluşturabilmektedir.

Çünkü tarih; en zenginleri, en güçlüleri veya en meşhurları değil, insan onuruna saygı göstermeyi başaranları hatırlar.

Ve insan bazen anlattığı fıkrayla değil, o fıkraya neden ihtiyaç duyduğuyla hatırlanır.