Bir tutam eksik hayat

Herkes gibi benim de hayallerim vardı.
Ben de ağlamak istemiyordum.
Bir tutam mutluluk peşindeydim; biraz merhamet, biraz da şefkat görmek istiyordum.
Ama hayat, insanın istediğini değil, çoğu zaman dayanabileceğini veriyor.
Ben de payıma düşeni aldım.
Günler geçti, insanlar değişti, yüzler güldü ama benim içimde bir şeyler eksik kaldı.
Kalabalıkların içinde yürüdüm, sesler duydum, sohbetlere karıştım…
Ama hiçbiri içimdeki o boşluğu doldurmadı.
Zamanla anladım ki, insan en çok anlaşılmadığında yoruluyor.
Bir bakışın anlamadığı, bir sözün dokunmadığı yerde kalmak…
İşte asıl yalnızlık bu.
Yokluk değil, var olup da hissedememek.
Şimdilerde ise ne hayal, ne mutluluk, ne merhamet ve ne de şefkatin esamesi okunmuyor.
Sanki hepsi bir zamanlar vardı da, sessizce çekip gittiler hayatımdan.
Geriye ise sadece alışılmış bir suskunluk kaldı.
Ve insan bir süre sonra suskunluğa da alışıyor…
Konuşmak istese bile kelimeler boğazında düğümleniyor.
Anlatmanın bir anlamı kalmıyor bazen, çünkü dinleyen çok, anlayan yok.
İçinde kopan fırtınaları kimseye gösterememek, en derin yaradır belki de.
Geceler daha uzun geliyor artık.
Düşünceler susmuyor, hatıralar peşini bırakmıyor.
Bir zamanlar içini ısıtan ne varsa, şimdi içini sızlatan bir hatıraya dönüşüyor.
Ve insan, kendi geçmişine bile yabancılaşıyor.
Bazen aynaya bakıyorum…
Gördüğüm kişi ben miyim, yoksa zamanın içinden geçerken eksilen bir parça mı, bilmiyorum.
Gözlerimdeki o eski ışık sönmüş gibi, yüzümdeki çizgiler sadece yılların değil, yaşananların izini taşıyor.
İnsan en çok kendine yabancılaşınca anlıyor bazı şeyleri.
Güven dediğin, bir kere kırılınca bir daha eskisi gibi olmuyor.
Sevgi desen, artık temkinli yaklaşılan bir duyguya dönüşüyor.
İnsan, kalbini korumayı öğreniyor ama bu sefer de hissetmeyi unutuyor.
Ne tam mutlu olabiliyor ne de tamamen vazgeçebiliyor.
Yine de hayat devam ediyor…
Güneş her sabah doğuyor ama içimde aynı aydınlık olmuyor.
İnsanlar gülüyor, hayat akıyor, zaman ilerliyor…
Ama ben bazen aynı yerde kalmışım gibi hissediyorum.
Ve belki de en acısı şu:
İnsan, bir zamanlar hayalini kurduğu hayatın içinden geçip giderken
hiç fark etmeden o hayalleri kaybedebiliyor.
Ama yine de…
İnsanın içinde kolay kolay ölmeyen bir şey var.
Ne kadar kırılırsa kırılsın, ne kadar yorulursa yorulsun;
bir yerlerde hâlâ bir umut saklıyor.
Belki bir gün…
Bir ses, bir dokunuş, bir söz…
İçindeki o eksik parçayı tamamlar diye.
Belki de o “bir tutam” mutluluk,
uzakta değil…
Sadece geç kalmıştır.
Çünkü insan, en çok da
eksik kalan yanını tamamlayacak bir his için yaşar.