Bazen insan elindekini değil, elinden gidenleri sayar…
Ve en çok o zaman fakir düşer; paradan değil, hayalden.
Züğürt tesellisi derler ya…
“En azından nefes alıyorum” diye başlar cümle,
ama içinde bin tane yarım kalmış cümle gizlidir.
Cebimde para yok belki,
ama aklımda hâlâ çocukluğumun sokakları var.
Ayakkabım eski olabilir,
ama yürüdüğüm yolların hatırası yeni.
Bir kapı kapanır,
bin hayal içeride kalır sanırsın…
Oysa bazen hayat,
kapanan kapının arkasında seni koruyordur.
“Daha kötüsü olabilirdi” der insan,
bu bile bir avuntudur aslında.
Züğürt tesellisi değil de nedir?
Ama şunu da bilmek gerek:
İnsan en çok kaybettiklerinde büyür.
Ve en çok eksildiği yerden tamamlanır.
Belki bugün yokluk var,
belki yarın da kolay olmayacak…
Ama içimizde hâlâ “yarın” diye bir kelime varsa,
biz tamamen bitmiş sayılmayız.
Züğürt tesellisi dedikleri şey bazen yalan değildir…
Sadece gecikmiş bir umuttur.
Züğürt tesellisi bazen bir bakıştır yalnızca…
Bir vitrinden içeri bakıp,
“Bir gün benim de olur mu?” diye iç geçirmektir.
Bazen de bir dost sözüdür:
“Boş ver, sağlık olsun.”
O an sinir olur insan,
ama sonra anlar ki,
gerçek zenginlik bazen o iki kelimedir.
Ne çok şey ister insan…
Bir ev, bir huzur, bir de anlaşılmak.
Ama hayat her isteği sıraya koymaz,
çoğunu da “beklemede” bırakır.
Beklemek…
İnsanı en çok yoran ama en çok öğreten şey.
Bir gün gelir,
elinde hiçbir şey kalmadığını sanırsın…
Oysa fark etmeden sabrı biriktirmişsindir,
dayanmayı öğrenmişsindir,
ve en önemlisi,
düşerken kalkmayı unutmamışsındır.
Züğürt tesellisi işte tam burada değişir:
Önce “hiçbir şeyim yok” dersin,
sonra fark edersin ki,
“hala ben varım.”
Ve insan bazen sadece kendisiyle bile yeniden başlar.
Züğürt tesellisi bazen gecenin sessizliğinde başlar…
Işıklar sönünce,
insan kendi iç sesini daha net duyar.
Ve o ses her zaman güçlü konuşmaz…
Bazen kırık konuşur,
bazen susar,
bazen de sadece “idare et” der.
İdare etmek…
Hayatın en uzun cümlesi belki de.
Ne çok şey biriktirir insan cebinde değil,
kalbinde taşır.
Kırgınlıkları, yarım kalmış sözleri,
içine gömdüğü hayalleri…
Ve her “olmadı” dediğinde,
biraz daha küçülür dünya insanın gözünde.
Ama garip bir şey olur sonra…
Ne kadar küçülürse küçülsün dünya,
insan yine de içinde bir yer açar yaşamaya.
Züğürt tesellisi işte tam burada fısıldar:
“Daha bitmedi…”
Belki yol uzun,
belki yük ağır,
belki de umut ince bir ip gibi…
Ama insan o ipe tutunmayı öğrenir.
Çünkü bazen insanı hayatta tutan şey,
elde kalanlar değil…
kaybettikten sonra bile devam edebilme gücüdür.
Ve en son şunu anlar insan:
Züğürt tesellisi dediğin şey,
aslında hayata tutunmanın başka bir adıdır.