Bizi Bekleyen Yeni Jeopolitik Gerçekler

Salgın virüs dünyanın yeni kurulmaya çalışılan jeopolitik dengesini de bozdu. İlk kez 2019 Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve bütün dünyaya yayılan corona virüs, sosyal hayatı değiştirdiği gibi dünya siyasetinde de derin kırılmalara yol açacak sonuçlara gebe olduğunu gösterdi bize.

Bu salgın virüs dünya tarihinde bir milat olarak anılacak.2016 yılında ABD’de yapılan seçimleri; Çin ve küresel sermayenin tehlikelerini bağıra bağıra anlatarak kazanan Donald TRUMP,2020 yılında yapılan seçimlerde Çin’de başlayıp ABD’ye kadar uzanan “Corona Virüse” yenik düştü.

Adeta bağıra bağıra iktidardan gidiyor. Dört yıl önce savaşarak kazandığı iktidarı ABD’nin yeni başkanı seçildiği anlaşılan Joe BİDEN’e karşı görünmeyen bir virüs sayesinde savaşarak kaybetti.

Kuruluşundan beri varlığını savaşarak devam ettiren ABD, yalnızca 16 yıl barış dönemi yaşamıştır.

Kuruluşundan itibaren, 4 yıl süreyle iç savaşlarla uğraştı. İkinci Dünya savaşında aktif rol aldı. Yakın tarihimizde, ülke olarak bizimde içinde bulunduğumuz Kore Savaşı,9 yıl süren Vietnam Savaşı, Sovyetler Birliği yıkılana kadar “Soğuk Savaş” , “Irak Savaşı” ,yeşil tehdit olarak lanse ettiği adına sözüm ona ”İslami Terör” diye adlandırdığı çeşitli terör örgütlerine karşı açtığı savaş ve son olarak “sarı tehdit” olarak duyurduğu Çin’e karşı soğuk savaş.

ABD’kuluşundan beri kendi içerisinde iktidar mücadelesi yüzünden verdiği bu ikinci büyük savaş. Bu savaşın kazananlarına göre dünya ölçeğinde bir takım sonuçları olacaktır. Bunun için bu savaş yalnızca iki parti veya iki lider arasında cereyan ettiği söylenemez.

TRUMP’ın temsil ettiği Amerikan bakış açısına göre; Çin hem ekonomik rakip hem de stratejik hasım, kendi hegemonyasını tehdit eden “Sarı Tehlike” .Eğer iktidara bir dönem daha seçilebilseydi, Rus lider Vladimir Putin ile birlikte önümüzdeki dönemin en önemli iki oyuncusu ve oyun kurucusu olarak yerlerini alacaklardı.

Bu iki devlet aralarında bazı konularda rekabet olsa dahi stratejik önemi olan konularda birlikte hareket ediyorlardı. Hepimiz bunu Suriye’de, Libya’da Irak’ta somut olarak gördük.

Ana omurgasını bu iki liderin yönettiği ülkelerin oluşturduğu bu blok; kızıl kapitalist Çin’e, küresel sermaye ve bunlarla işbirliği yapanlara karşı büyük bir oyun kurdular. Bu oyunu körfez ülkelerinden oluşturdukları fonlarla yürütüyorlardı.

Çin ve AB ülkelerinin enerji ihtiyaçlarının karşılandığı devletleri ya tam kontrol altına aldılar, ya da kontrol altında tutamayacaklarına inandıkları ülkeleri parçalayarak kontrol altına aldılar.

Hedef, küresel sermayenin etkin olduğu kurum ve kuruluşların etkisizleştirilmesi ve doğalgaz ve petrolün bu iki devletin tam kontrolüne girmesiydi.

ABD Başkanı Donald TRUMP onun için “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesinden “ çekilmiştir ve diğer devletleri de bu sözleşmeden çekilmeye zorlamıştır.

Dünya Sağlık Örgütünü, NATO’yu, hatta Birleşmiş Milletler Örgütünü etkisiz kılmak için elinden geleni yapmaya çalışmıştır.

Özellikle AB ülkeleri tarafından yatırım yapılan ve desteklenen ” yeşil enerji, çevreye duyarlı enerji” olarak adlandırılan fosil yakıtları dışındaki enerji kaynaklarının yaygınlaşması, bu planı sekteye uğratabilirdi. Çünkü bu enerji kaynaklarının kontrolü neredeyse imkânsızdı.

ABD’nin yeni Başkanı seçildiği anlaşılan Joe BİDEN’le hesaplar yeniden yapılacağa, kartlar yeniden karılacağa benziyor.

ABD Başkanı seçilen Joe BİDEN, İlk olarak AB ülkelerini ve küresel sermayenin etkin olduğu kurumları yanına alarak ÇİN ile pazarlık masasına oturacaktır. İran ve Pakistan’la belli çerçevede anlaşma yolunu deneyecektir.

Dost, düşman tanımının yeniden tanımlanacağı günlere doğru gidiyoruz. Tekrar Suudi Arabistan’ın market raflarında Türk Mallarını çok yakında görebiliriz. “Sarı tehlikenin” yerini yeniden “yeşil tehdit “ alabilir.