Bu bir isyandır, gereken yapılmalıdır

Dün Nusaybin’de sınır hattında, gönderden Türk Bayrağı indirildi, yerlerde sürüklendi ve parçalandı.
Kolluk, asker,devlet olana seyirci kaldı. Barış süreci, terörsüz Türkiyesafsatası ile Türkiye Büyük Millet Meclisinde bile hadsizce İmralı canisi terörist başı lehine slogan atılmasına, bu meclisteki milletvekili olacak bir kravatlı şakinin “şehitlerimize” “ceset” demesine izin verildi ve çok geçmeden Türk Bayrağına saldırıldı.

Bir daha söylüyorum; dün Türk toprağında Türk Bayrağına saldırıldı.

Şimdi birileri buna provokasyon diyecek. Üç beş kişinin yaptığı eylem diyecek ve konu soğutulmaya çalışılacak.

Resmî kurumlardan “T.C” ibaresinin kaldırılmasına izin verenler, bazı belediyelerde Türkçe olmayan bir dil ile tabelalar yazarak Türkçeyi kaldıranlara susanlar, pkk denilen elli bin vatandaşımızın ölümünden sorumlu narkoterör örgütünün siyasi kanadı olan “dem” denilen partinin kazandığı belediyelerde gazileri ve şehit yakınlarını işlerinden atarken kafalarını başka yere çevirenler, mecliste kaçak elektrik kullananlar için kendi “toprağımızın üretimi birde size paramı vereceğiz?” diye konuşan hadsizler hakkında işlem yapmayanlar, şimdi bu suskunluğunuz, ihanet ortaklığınız yüzünden Türk Bayrağı çiğneniyor.

Şimdi siz buna provakasyon mu diyeceksiniz?

İstiklal Savaşından bu yana bu coğrafyada hatta Türk Askerinin olduğu hiçbir coğrafyada hiçbir ahlaksız hain bunu gerçekleştirememişti.

Bu cesaretin nedeni orada olması gereken devlet gücünün olmamasıdır.

Kıbrıs’ta Türk Bayrağını indirmeye çalışan Rum’u gözü kırpmadan etkisiz hale getiren asker cesareti, devlet erdemi artık yoktur.

Bu devlet varlığını, ikidir gözlerimizin önünde sadece örgütü krizden çıkartmak için zaman kazanmak amaçlı yapılan müzakere süreçleri sırasında verilen ödünler yok etmiştir.

Devletin gücü askeri, “Ergenekon” davası ile yani Türk’ün en önemli miti’ni kullanarak aşağılayıp, yargılayarak yerine “FETÖ” denilen hain terör örgütünü getiren emperyal aklın karşısında duramayan siyasiler, yargıyı, bürokrasiyi, tarikatların cemaatlerin ve bunları yöneten İsrail’in, Amerikanın emrine veren devleti yönetenler nedeniyle artık devletin reaksiyonu yoktur.

Nusaybin’de birkaç asker hakkında soruşturma açılacak, kaymakamın bilgisine başvurulacak, birkaç serseri bu eylem nedeniyle tutuklanacak, bu mesele unutulacak.

Devletin demir yumruğu paslanmış depolarda üç kuruşluk hesaplar için tutulmaya devam edilecek.

Türk halkının büyük bir kısmının bu meseleden hiddet içerisinde olduğunu, artık sabrın taştığını bilmek için büyücü olmaya gerek yok.

Ayrıca Suriye’den uzaklaştırılan PDY ve türevlerinin bunca maliyetine rağmen Amerika tarafında çöpe atılacağına inanmak ancak safların işi.

Bellki başka bir görev planlanıyor. Bu plan ne olursa olsun, içimizdeki bu ihanet planı ile hızlıca mücadele etmek ve artık Türk Bayrağına saldırabilecek kadar bizden uzaklaşmış bu gruplar için en sert tedbirleri almak zorundayız.

Bayrağına saldırılan her devlet ne yapıyor ise onu yapmak zorundayız.

Türk Bayrağına saldırma aşamasına kadar gelmiş mesele,bir sokak olayı olmaktan çıkmış, bir isyan haline dönüşmüştür.

Bu gidişi okuyamamanın bedelini Türk Milleti çok ağır öder.

Bugüne kadar yapılan hataları tartışmak yerineönerimiz; hızlıca devlet otoritesi tesis edilmeli, yasaların uygulanması için önlemler alınmalı, masum halk ile terörist hainler ayrılmalı ve bu isyanın tüm öğeleri yok edilmelidir.

Kendisini koruyamayan devletler yok olur. Görünen o ki zor bir dönemden geçiyoruz, korumamız gereken bir devletin olduğu gerçeğinin farkındayız.

Kendini koruma refleksini bu iktidar gösterebilecek mi?

Göstereceğini umut ediyoruz.

Olacakları hepimiz göreceğiz. Unutulmaması gereken dün bu ülkede Türk Bayrağının gönderden indirilip taciz edildiği gerçeğidir.