Bu gençlere ne oluyor?

Her gün televizyonda gençlerin, çocukların birbirine uyguladıkları zorbalığı, baskıyı, hatta cinayetleri görüyoruz.
İstanbul Kadıköy'de 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi yavrumuz, bir pazarda kendi yaşlarındaki çocuklar tarafından öldürüldü.

Bu olay, uluslararası basında ve Türkiye'de gençlik şiddeti üzerine yoğun bir kamuoyu tartışmasını başlatmıştı.

İstanbul Güngören ilçesinde 17 yaşındaki Atlas Çağlayan, arkadaşları ile kafede oturdukları sırada, başka masada bulunan gençlerce yan bakma tartışmasında göğsünden bıçaklandı ve tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Bunun gibi onlarca olay var. Yüzlerce yarım kalmış hikâye var.

Binlerce gençliğinde solan gül var. Neden bunca şiddet?
Milli Eğitim Bakanlığını bu konuda tebrik etmek lazım. Bu konunun önemini görmüş ve akran zorbalığı ile mücadele için "Akran nezaketi" diye bir proje ortaya koymuş. İsmi ve içi dolu dolu bir proje.

Okullarda sorun çıkmadan önleyici tedbir olarak güzel bir çalışma başlatılmış. Bu görev sadece MEB'nin mı?


Tek kanallı TRT zamanında "Beyaz Gölge" diye Amerikan yapımı okul dizi film vardı.

Çoğunlukla zenci ve problemli gençlerin okuduğu bir lisede, beyaz bir beden eğitimi öğretmenin basketbol ile gençleri iyiye yönlendirmesini anlatıyordu.

Öğretmen, gençlerin birbirine destek olması, birliktelik sağlaması, sorunları birlikte çözebileceklerini onlara anlatıyordu.

Bu diziden esinlenerek yerli gençlik ve okul dizileri çekildi.

Bunların birçoğunda yanlış sahneler olsa bile yine de özlerinde birliktelik ve yardımlaşmayı esas alıyorlardı.


İki binli yıllar ile gençlere, toplumu kendi düşünce eksenlerinde dizayn etmeye çalışanlar tarafından "Kurtlar Vadisi" gibi diziler sunuldu.

Daha sonra da tarihi olaylar ve kişiler ile günümüze mesajlar vermeye başladılar.

Bu tarihi dizilerde kelle kesen, insan öldüren sahneler su gibi aktı. Dizilerde sigara sahnelerini çocuk ve gençlere kötü örnek olmasın diye buzladılar.

Ama öldürme sahnelerini, işkence sahnelerini, katliam sahnelerini, silah ile poz verme sahnelerini çoğaldıkça çoğaldı, uzattıkça uzattılar.

Çocuk ve genç beyinler için hangisi daha yıkıcı, gerçekten düşündük mü?


Öğrencilerin her derdi ile hemhal olan öğretmenleri, velilerin üstün gayretleriyle küstürdük.

"Aman veliler beni şikâyet etmesin, başıma iş almayayım, bana dokunmayan yılan bin yaşasın..." diyerek, öğretmenlik yapmaya başladık.

Okullardaki en küçük sorunları bile rehber öğretmenlerin omuzuna yıktık. Onlardan bütün sorunları bir anda düzeltmelerini bekledik.

Bütün öğretmenlerin aynı zamanda öğrencilere karşı rehberlik görevi olduğunu unuttuk.


Veliler olarak her şeyi okuldan bekledik. Ama okula da durmadan müdahale ettik.

Öğretmenden daha çok bildik, müdürden daha çok yönettik.

Sadece kendi çocuğumuzu gördük.

Onun eğitimi için önündeki bütün engelleri temizledik.


Milli Eğitim Bakanlığı'nın başlatmış olduğu akran nezaketini veliler arasında yapabildik mi?

Öğrenciler arasındaki rekabetin kaynağının velilerden kaynaklandığını görebildik mi?

Öğretmenler arasındaki nezaket acaba ne seviyesindedir?


Hababam Sınıfında Mahmut Hoca, okulun tanımını yaparken:
“Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde damı olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı, öğrenimin bilginin var olduğu her yer okuldur." derken, biz sadece bu komedi filmi diye gülüyorduk.

Aslında onda ders alınacak ne kadar mesajlar vardı.


Nezaket sadece okulda mı olmalı? Sokakta, toplu taşımada, markette, pazarda, çarşıda, statta, ailede ve okul dışındaki yerlerde çocuk ve gençlere nasıl örnek olacağız?

Oradaki nezaket anlayışımız ne olmalı? Annelerimizin, babalarımızın, abilerimizin, ablalarımızın nezaket davranışları ne durumdadır? "

Çocuklar söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı kopyalıyor." Sözünü unuttuk mu?


Çocukların, iyi vatandaş olmaları için sadece okulda mı uğraşacağız? Okulda verdiğimiz olumlu etkileri, okul dışında nasıl koruyacağız?


Yoksa her bir gencimizin yok oluşuna üzüleceğiz, iki gün sonra bir başka olaya mı şahit olacağız?

Öğretmenlik müessesini korunmamız ve yalnız bırakmamamız, veli olarak ona destek olmamız gerektiğini ne zaman öğreneceğiz.

En önemlisi de nezaketin performanslık, puanlık bir davranış değil insanı bir davranış olması gerektiğini öğrenebilecek miyiz?