“Biz kendimizi ve yaptıklarımızı anlatmayız. Bizi bilmesi gerekenler bilir. Herkesin de bilmesi zaten gerekmiyor.”
Azerbaycan'da Köroğlu Afganistan'da Kartal Doğu Türkistan 'da İsyan kod adı ile Türk devleti adına görevli Kâşif Kozinoğlu’nun son lafları yukarıda yazdıklarım. Bir istihbaratçının manifestosu ve sadece üç cümlelik. İçimizi yaksa da o görevleri yapanların kabul ettikleri yalnızlık bu. Uzun yıllar boyunca gerçek kimliği ile görevleri arasında sıkışan yüreklerin her an beraber yaşadıkları ölüm gerçeği daha sert görünümlü ama daha vicdanlı insanları yaratıyor. Çok az sayıda yetişiyorlar ve ölümleri sadece bilmesi gereken kadar kişi tarafından biliniyor. Tarih kitaplarında, yapılan işlerin raporlarında adları geçmez. Çünkü onların isimleri kendilerine verilen kodlar devletin en derin koridorlarından bilinir. Sadece o kadardır. Bilinenler bir başka kodun dünyasında, bir garantili sohbetin hatıralarında gizlidir.
Sosyal medyada, basında, sokaklarda üç kuruşluk görünürlük uğruna yapılan soytarılıkları görünce insan bu insanların kalitesini anlıyor. Dünyanın çeşitli coğrafyalarında neredeyse tek başına kalıp, verilen görevler için ölümüne mücadele eden bu adamlara bir bakın, bir de yönettikleri belediyede edindikleri sevgilileri ile otel odalarında basılan başkanlara, içki sofralarında edepsizlikleri nedeniyle kavga eden vekillere bakın. Bir yanda devleti için ölümüne savaşanlar bir yanda altlarında lüks arabaları, şoförleri, korumaları ile devletin olanaklarını kendi lüksleri için kullananlar. Devleti için mücadele edenler, hain bir kumpas ile bir cezaevi koğuşunda, dünyanın başka bir yerinde bir operasyon sırasında şehit olurken, birileri yarattıkları rezilliklerin arsız bir şekilde savunmasını yapacak kadar küçülebiliyorlar.
Türk tarihi binlerce yılı boyunca hep aynı şeyleri görüyor. Kürşad sonunun ölüm olduğunu bile bile çin sarayını bastı, Mehmet Emin Resulzade içerden yıkılacağını bildiği halde Azerbaycan Cumhuriyetini kurdu, Gazi Mustafa Kemalsonunda ölüm olduğunu bilerek çıktığı yoldan vazgeçmedi Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Kadim Türk Uygarlığının genlerinden gelen bu mücadeleci ruh karakol cemiyeti, mim mim grubu felah grubu oldu İstiklal harbinde isimsiz kahramanlar olarak tarihe geçti. Kıbrıs’ın Toros’u Rauf Denktaş’ı nasıl unutabiliriz? Türk’e ihtiyaç olan her yerde isimsiz kahramanlar hep oldu ve gereğini yaptılar. Onlar bu tarihin yazılmasında göğüslerinde Türk bayrağı mücadele ederken örneğin Anadolu’nun işgali sırasında İstanbul’da Rum patrikhanesinde Mavri Mira heyeti, Ermeni ve Rum bir devlet için çalışıyor, Kürt teali cemiyeti, Teali İslamcemiyeti gibi dernekler yabancı devletlerin koruması altında ihanetlerini sürdürüyorlardı.
Bizi içten yıkanlar hiç eksik olmadı yani. Bizi biz yapan gerçeklerden uzaklaşınca yaşadık hep kötülükleri. Örneğin Göktürkler bu nedenle doğu batı diye ikiye bölündü. Tang’larile savaş sırasında Çin imparatoru Göktürklere Çin’de makamlar verdi ve gücünü kırdı. İlteriş kağan ve Tonyukuk çıkıp bu esarete son verdi. Benzer şeyler Uygurlar’da da yaşandı böğü kağan ile Tun Baga Tarkan arasında çıkan iç hesaplaşma sonunu getirdi Uygurların. Tüm bu meselelerde töreden uzaklaşma, düşman sözü dinleyenler ve kumpasçılar vardı. Galiba en önemlisi ortak yaşamın kurallarında sapma ve milletinin ırkının farkında olmamak sonucunda yıkıldı bubüyük hanlıklar.
Osmanlının yıkılışında işgal yılları, İstanbul’da İngiliz Muhipleri Cemiyeti İngiliz mandacılığını savunuyordu ve bu derneğe girenlerin başında Vahdettin dahiliye nazırı Ali Kemal vardı. Benzer şekilde Amerikan mandasını savunanlar da vardı. Bunlara yakın gazeteciler, tarikat şeyhleri, devlet görevlileri tıpkı bugün gibi kendi dünyalarında yaşıyor, devlet elden giderken sırça köşklerinde sefa sürüyorlardı.
Şimdi bu belediye başkanlarının vekillerin özel hayatının bu konu ile ne alakası var diye soruyorsunuz biliyorum. Özel hayatın gizliliğinden, insani meselelerden söz edeceksiniz bunu da biliyorum. Peki bu densizlikleri yapan özel hayatlarında dengeleri olmayanların devlet için mücadele edeceğine nereden bileceğiz? Birkaç gün önce avaz avazbağırıp hainlik ile suçladıkları partiye geçenlerin, yıllarca küfredip ardından küfrettiklerinin elini öpenlerin, aynı partideyken tek kelime etmeyip yeni partilerinden eski arkadaşlarına ağza alınmayacak hakaretleri edenlerin samimiyetine nasıl inanacağız? Sevgilisi ile otel odasında basılanların devletin parasını usulü ile harcayacaklarına, özel hayatlarındaki rezillikler nedeniyle şantaja uğramayacaklarına nasıl güveneceğiz?
Bir yanda vatanı için şehit olan mezar taşında bile çoğunlukla ismi yazmayanlar, bedenlerinin bir kısmını, uzuvlarını kaybeden gençliklerini gözünü kırpmadan devlete feda eden ve yoksulluk içerisinde yaşayanlar, şehitlerinin yası ile bir ömür boyunca göğüslerinin ortasında bir ateş ile ölümü bekleyenler, öte yanda, makam arabaları, şoförler, korumalar, şaşalı yaşamlar, döneklikler, rüzgâra göre konum belirleyen zübükler. Hangisinden yana olacağınızı seçmek zorundasınız. Yani kısacası Kozinoğlu gibi devleti, ya da kalitesiz seviyesiz truva atlarını seçeceksiniz, seçim sizin. Bir an önce seçiminizi yapın, yoksa seçim yapacak özgürlüğünüz kalmayacak.