Butlanın gölgesinde bayram

Dokuz günlük kurban bayramına bilindiği gibi mahkemenin CHP ile ilgili verdiği Butlan kararı ile girildi.

Sürekli belirtiriz.

Türkiye’de gündem artık nerede ise saat başı değişiyor.

Bırakın ayı, haftayı, günü artık bir saat sonra ne ile karşı karşıya kalacağımızı hesap etmenin mümkünü yok.

Zaman zaman bu sütunlarda “Kontrollü istikrarsızlık” ifadesini kullanırız.

Dikkat edin özellikle son dönemlerde Türkiye’de meydana gelen siyasi hadiseler Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde meydana gelse o ülkenin aklı başından gider.

Ancak biz bu tür hadiselere karşı artık şerbetli durumdayız.

Araya dokuz günlük bayramın girmesi ile Butlan kararı sonrası CHP’nin nasıl bir yol haritası çizeceğini öğrenemedik.

Normal Şartlarda Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Artık benim yaşım geçti, bana düşen olabilecek en kısa zaman dilimi içerisinde partiyi kurultaya götürüp CHP’yi sağ salim yeni yönetime bırakmaktır” demesi gerekiyor.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun bunu söylemeyeceği artık netleşmiş durumda.

Buraya kadar CHP’nin nasıl davranması gerektiğini söylemeye çalıştık.

Lakin asıl sıkıntı bir yerel mahkemenin 31 mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçimden birinci çıkmış CHP’yi nasıl karıştırdığı ile ilgilidir.

Çok partili hayata geçileli beri tüm siyasetçilerin dilinden hiç ama hiç düşürmediği bir söylem var.

Siyasi partileri kişiler kurar, kapanıp kapanmasına seçmen karar verir”

Bunun anlamı şudur.

Derdini seçmene iyi anlatan her siyasi partiyi bu ülkenin insanı mutlaka iktidara getiriyor.

Seçmen beş yıl boyunca iktidara getirdiği partiye bakıyor.

Başarılı görüyorsa iktidarı devam ettiriyor.

Başarısız gördüğü andan itibaren de o siyasi partiyi tarihin tozlu raflarına gönderiyor.

Normal olan budur.

Ama bizde bu söylem asla gerçekleşmez.

Arada bir sürü muhtıralar.

Başarılı olan yada olamayan darbe girişimleri.

İster iktidarda olsun ister muhalefette olsun var olan partilerin kapatılması için mahkemeler tarafından açılan davalar.

Böyle bir süreçte demokrasinin tam olarak yerleşmesi adına el yordamı ile yola devam ediyoruz.

Sürekli olarak tekrarladığımız ifadeyi bir kez daha hatırlatıyoruz.

Siyasi partileri mahkeme kapılarından kurtarmak lazım.

Kurulan partilerin ne kadar yaşayıp yaşamayacağı ile ilgili kararı sadece ve sadece seçmene bırakmak lazım.

Seçmenin hiç değişmeyen terazisine güvenmek lazım.

En sonunda da demokrasiye sonuna kadar inanmamız lazım.