Cumartesiyi yazmak...

Gün geçtikçe içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı ile daha da daralan ve umudu turizme bağlamışken ki, önemli organizasyonun (uluslararası futbol ve araba yarışı) gibi dev organizenin geri çekildiği ülkenin uyguladığı gecikmeli corona yasaklarının fayda verip vermeyeceğini düşünüp, yasaklı günleri özlediğim kentimin her köşesini gezip, koklamaya çalışırken, bir cumartesinin daha gelip, geçtiğini ve yazısını istediğini hissedip, yazmaya başladığım anda, özlediklerimin hasretini de yazarak giderebilir miyim diye düşündüm.
Ve yeni bir cumartesi yazısını yazmaya başladığım anda günün şoku ile karşılaşıp, kala kalırken, bunun nedeninin ne olduğunu da düşünerek her zamanki tepkimin tam tersi olgun ve olabilir bir duruşla şoku atlatmaya karar verip, zaten kasan düşüncelerin gerdiği beynim ve kalbimi rahatlatma adına kendimi bıraktım, bir yeni cumartesi yazısına bakalım nereye gidecek, kimi bulacak ve beni anlayan birine mi rastlayacak diyerek...
Evet tam bunları düşünüp, gerek son anda beni şok eden ve kalbim gibi nasıl olup, kırıldığını anlamadığım şarjda ki telefonumun ön camı gibi dizlerimdeki bilgisayarın ekranının da bir anda kapanması ile bir kez daha şok olup, kala kalırken, yazdığım onca satırında kayıt olmadığını görüyor ama inat etmişcesine gerilmiyor, üzülmüyor ve silinenlere rağmen yeniden yazmaya başlıyordum...
Hem de sağ tarafımda bulunan  televizyonda  açtığım kanalda “Sevişirken, öpüşürken, yapa yalnız dolaşırken unutmaya çalışırken sende unutma beni” diye güzel sesleri ile şarkı söyleyen sanatçıların aklıma gelen denizi bana anımsatan göle, gün boyu etrafını dolaşırken neden bu kadar yalnız ve durağan diye düşündüğüm çıldır gölüne yeniden döndürüyorlardı.
Ve o denizi izlediğim tepeyi anımsatan tarafından, yani her zamanki yolundan değil mevcut yollardan çıkmaya ve yenilikleri görmeye karar kılıp, gün boyu gezdiğim Çıldır Gölünün batı yakasındaki muhteşemlik üçüncü köprünün olmazsa da, maviliği ile, sessizliği ile ve doğasıyla tüm yorgunluğumu alıp,  onca sarsıntı ve terkedilmişliklere karşın ayakta kalan tarihi köprülerin eski Rus yolu, hatta gerçek ipek yolu denen yolda bırakıyor gibiydi...
Evet yorucuda olsa güzel bir cumartesi gününün ardından gelip, başına geçtiğim bilgisayarımın tuşlarına dökülen duygularım ve bu satırlar biterken umudu yitirmemek ve şok eden yaşananlara olumlu bakıp, zorda olsa mutlu olmanın başka yolu olmadığını da bir kez daha anlıyordum bir cumartesi yazısını daha çok uzatmadan bitirirken...