Dünya Kupası, Türk milli takımı ve söylenemeyenler

Dünya Kupası Amerika’da başladı. 24 yıl sonra Milli Futbol takımımız bu şampiyonaya katılma başarısı gösterdi.

İlk maçında Avustralya’ya yenilince hepimizin neşesi kaçtı.

Ülkemizdeki siyasal iklim, adalet sorunları, ekonomik güçlükler nedeniyle zaten gergin ve umutsuzuz, bu nedenle bu şampiyona biraz moral bulmamıza, tekrar ulusal bir mutluluğu yaşamak için önemli bir şans.

Kaybedince bu heyecanın erken bitmesinden korkmaya başladık.

Tarihte tek, tük başarıların yarattığı mutluluk güzel olabilir ama bu bize aslında yapılması gereken çok şeyin varlığını hatırlatıyor.

Neredeyse çeyrek asır önce bu şampiyonaya katılan Türk Milli takımı, uzun yıllar boyunca bu başarıyı gösteremedi.

Spor; edebiyat, sanat ve bilim gibi politik ve stratejik bir duruşa ihtiyaç duyuyor.

Siyasal iktidarların sporun gelişmesi, milletin spor yapabilmesinin kolaylaştırılması, başarılı sporcu üretimi gibi konularda bir stratejik planı yürütme iradesi koyması işte bu nedenle kaçınılmaz.

Türk futbolunun uzun yıllar boyunca başarısızlığını bu politika üzerinden değerlendirmek şarttır.

Yabancı oyuncu sayısının hızla arttırılarak Ulusal Lig’de neredeyse tüm futbolcuların yabancı olması, okullar ve mahallelerde futbol için yeterli altyapı olmaması, yetenekli çocuklarımızın süper ligde Türk sporcuya ihtiyaç olmaması nedeniyle yok olup gitmelerini izliyoruz uzun yıllardır.

Süper ligdeki takımlara menajerler tarafından fahiş fiyata pazarlanan kalitesiz yabancıların yarattığı kötü futbol, iddia ve bahis ile etik değerlerin bozulması, menajerler ile kulüp yöneticileri arasındaki akçeli işler nedeniyle altyapıdan genç oyuncu yetiştirmeyi bu düzenin bozulması olarak gören bir hastalıklı sistem.

Doksan milyona yakın bir nüfusumuz var ama futbol kulüplerinin sayısı son yirmi yılda yarı yarıya azalmış.

Bir görsel şölen olan maçları tribünde seyretmeyi başaramıyoruz.

Deplasman takımları için ayrılan kenarda köşede kalan alanlar, iki rakibin karşılıklı türbinde olamaması, devletin bu güvenliği sağlayamaması, bu doksan dakikadan haz almamızı önlüyor.

Şike iddiaları, hakemler ile ilgili şaibeler, bahis tartışmaları adil bir futbol mücadelesi konusunda aklımızı karıştırıyor.

Sporun akademik eğitimini tamamlayanlar profesyonel hayatta hiçbir eğitimi olmayan alaylıların baskısı nedeniyle futbolun gelişmesine katkıda bulunamıyorlar. Türk Milletinin zeki ve cesur evlatları tepedeki oyunlar ve çıkar ilişkileri nedeniyle yükselemiyor, onca yetenekli genç kaybolup gidiyor.

Hileli, kirli para bulaşmış, kalitesiz ama daha önemlisi oynayan ve seyredenin heyecanını kaybettiği bir oyun haline getirilen futbolda işte bu nedenle uzun soluklu başarılarımız yok.

Milletimizin evlatları yerine kendi ülkelerinde bile hiçbir başarısı olmayan kötü oyuncuları transfer ettiğimiz, bu kalitesizler yüzünden kendi evlatlarımızı kurban ettiğimiz için başarılı olamıyoruz.

Oysa dünya futbol endüstrisinin yıldızlarına bakın evlatlarımızın onlardan ne eksiği var?

Birkaç gündür Sevgili Murat Bölükbaşı ve Muharrem Karanfilci hocalarımın bu gidişat ile ilgili haklı eleştirilerini ve çözüm önerilerini seyrediyor ve dinliyorum.

İçinde bulunduğumuz bu karanlık tablonun çözümünün aslında ne kadar kolay olduğu, bunun politik bir tercih olduğunu, onların mutfağın içinden getirdikleri tecrübeler ışığında olayın sistematiği konusunda ne kadar donanımlı olduklarını görüyorum.

Bu yazıda yaptığım haddim olmayan ukalalıklar onları çok iyi dinlediğim için.

Bu iki futbol adamının tüm olumsuzluklara rağmen bu millete ne kadar güvendiklerini nasıl bir heyecan ile anlattıklarına tanık oluyorum.

Anlıyorum ki Türk Futbolunun derdi çok ama çözüm Türk Milletinde.

Bu problemi çözecek çok sayıda vatan evladının eğitilmiş olduğunu görüyorum.

Dünya Kupasına gelince; umarım çok başarılı oluruz.

Türk Milletinin gurur duyulacak başarılara ihtiyacı var.

Ama eğer başaramazsak, sabah Türk sporu için gereken yenileşmeyi ve politika değişikliğini Türkiye’yi yönetenler yapmak zorunda.

Eğer yapmazlar ise samimi olmadıklarını bizler söylemeye devam edeceğiz. Türk Milletini üzen kim olursa olsun tarih huzurunda hesap vermiştir vermeye de devam eder.

Bunu kimse unutmamalıdır.