Efkar denizi


İnsan bazen kalabalıkların ortasında yapayalnız kalır. Etrafında yüzlerce ses dolaşırken, içinde yankılanan sessizliğin ağırlığını kimse duymaz. İşte o zaman gönlünde bir deniz oluşur; adına da efkâr denizi derler.

Bu denizin suları gözyaşlarından değil, yarım kalmış hayallerden beslenir. Kıyılarında unutulamayan anılar birikir. Her dalga, geçmişten bir hatırayı getirip insanın yüreğine bırakır. Kimi zaman bir dostun gidişi vurur sahillere, kimi zaman yarım kalan bir sevdanın kırık dökük izleri...

Efkâr denizinin geceleri başkadır. Ay gökyüzünde sessizce süzülürken insan kendi iç dünyasının karanlığıyla baş başa kalır. Söylenemeyen sözler, tutulamayan eller, ulaşılamayan yollar birer yıldız gibi gökyüzüne asılır. Ne kadar bakılsa da dokunulamaz onlara.

Bazı insanlar bu denizde boğulmaktan korkar, bazıları ise yıllarca aynı dalgaların arasında yaşar. Çünkü efkâr, insanın en sadık misafiridir. Gitmez. Sadece bazen sessizleşir, bazen de fırtına olup bütün hatıraları yeniden canlandırır.

Bir köşede eski bir şarkı çalar. Çoktan unutulduğu sanılan duygular yeniden uyanır. Yıllar önce kapanmış zannedilen yaralar sızlamaya başlar. İnsan anlar ki zaman geçse de bazı acılar takvim yapraklarında kalmaz; kalbin derinliklerinde yaşamaya devam eder.

Kimi geceler vardır ki saatler ilerlemez. Dakikalar insanın omzuna yük olur. Pencerenin önünde oturup karanlığa bakan gözler, aslında dışarıyı değil geçmişini seyreder. Bir zamanlar kurulan hayalleri, edilen yeminleri, verilen sözleri düşünür. Sonra sessizce iç çeker. Çünkü bazı hikâyelerin sonu mutlu bitmez.

Efkâr denizinin en acı yanı da budur. İnsan bazen kaybettiği kişiyi değil, onunla kurduğu hayalleri özler. Birlikte yaşanacak günleri, söylenecek sözleri, gerçekleşmeyecek umutları... İşte en büyük boşluk da burada başlar.

Yüreğinde taşıdığı yük ağırlaştıkça insanın sesi kısılır. Herkese gülerken bile içinde ağlayan bir çocuk kalır. Kimse görmez onu. Kimse duymaz. Çünkü bazı gözyaşları gözlerden değil, kalpten akar.

Bazen insan,her şeyin yoluna gireceğine inanırken yeni bir yara alır. Her toparlandığında başka bir fırtına çıkar karşısına. Ama yine de yürür. Çünkü hayat, ne kadar yorulursa yorulsun vazgeçmeyenlerin omuzlarında yükselir.

Derken yıllar geçer. Saçlara ak düşer, yüzlere çizgiler iner. Ama efkâr denizinin kıyısında oturan o yalnız insan değişmez. Hâlâ bazen eski günleri düşünür. Hâlâ bazen uzaklara dalıp gider. Çünkü bazı özlemlerin mezarı yoktur. Onlar insanın içinde yaşar, büyür ve zaman zaman yeniden canlanır.

Fakat bütün bunlara rağmen insan yaşamaya devam eder. Kırılmış olsa da yürür, yorulmuş olsa da dayanır. Çünkü hayat, düşenlerin değil kalkmayı bilenlerin hikâyesidir. Efkâr denizinin ortasında bile bir umut ışığı yanıyorsa, insan o ışığa doğru kürek çekmeye devam eder.

Ve gün gelir, o koca efkâr denizine bakıp şöyle dersin:

"Bu denizde çok gözyaşı saklı. Çok hasret, çok pişmanlık, çok yarım kalmış hikâye var. Ama ben hepsini yüreğimde taşıyarak bugünlere geldim. Çünkü insanı büyüten mutlulukları değil, taşıdığı acılardır."

Efkâr denizi derindir. Ama bazı insanların yüreği, o denizden bile daha derindir. Orada kaybolan sadece hatıralar değil; söylenememiş sözler, yaşanamamış hayatlar ve unutulamamış sevdalar da vardır.

Ve insan yaşadığı sürece, o denizin dalgaları bir köşede sessizce kıyıya vurmaya devam eder. Bazen bir şarkıda, bazen bir fotoğrafta, bazen de gecenin en sessiz anında yeniden ortaya çıkar. Çünkü bazı duygular unutulmak için değil, insanı insan yapmak için vardır.

Belki de hayatın en büyük gerçeği budur; herkesin içinde görünmeyen bir efkâr denizi vardır. Kimi saklar, kimi yazar, kimi türkülere döker, kimi de gözyaşlarına.