Ekonomi dediğimiz şey; aslında her sabah fırından aldığımız bir sıcacık ekmek, ay sonu ödediğimiz fatura ve huzurla kurduğumuz bir akşam sofrasıdır.
Yani ekonomi, doğrudan "insan" demektir. Aylardır süren memur eylemlerine, onca söyleme ve büyük beklentilere rağmen, sonuç ne yazık ki değişmedi.
TBMM Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler nihayete erdi ve emekliye reva görülen zam oranları tescillendi.
Açıklanan rakamlarla emekliler bir kez daha dar boğaza mahkûm edildiler.
Gerçi, bu toprakların hafızasında emeklinin karnı hiçbir zaman tam anlamıyla istediği gibi doymadı; ancak bugünkü şartlar, artık nefes almayı dahi imkânsız kılıyor. Meclis salonlarında bütçe disiplini adına oylanan o küçük yüzdeler, mutfaklardaki yangını söndürmek bir yana, üzerine benzin dökmekten öteye gitmiyor.
Çünkü ekonomi sadece rakam değildir; o rakamların arkasında insan vardır. Kâğıt üzerindeki bir sayı; mutfakta ekmek, hanede huzur demektir. İnsanı ve onurunu unutan bir hesap, kâğıt üzerinde tutsa bile vicdanlarda asla kabul görmeyecektir.
Peki, gerçekçi bir bakışla şöyle bir düşünelim: Devlet emeklilere zam yaptığında mı ekonomik bakımdan daha fazla zarar görür, yoksa emekli maaşlarına zam yapılamadığında mı? İki durumun da ekonomi ve toplum üzerinde farklı maliyetleri bulunmaktadır.
1. Maaş Zamlarının Ekonomik "Zararları" (Kısa Vadeli Riskler)
Hükümetler emekli maaşlarına yüksek oranlarda zam yaptığında, kamu maliyesi üzerinde bazı doğrudan baskılar oluşabilir:
Bütçe Açığı: Emekli maaşları doğrudan devlet bütçesinden karşılandığı için, plansız ve yüksek zamlar kamu maliyesinde açık oluşturabilir.
Enflasyon Baskısı: Piyasaya bir anda çok fazla nakit para girmesi, tüketimi hızlandırarak fiyatların artmasına neden olabilir.
Borçlanma Gereği: Bütçedeki bu yükü kapatmak için devlet daha fazla borçlanmak zorunda kalabilir, bu da faiz oranlarını etkileyebilir.
2. Zam Yapılmamasının Sosyal ve Dolaylı Maliyetleri (Uzun Vadeli Yıkım)
Emekliler yeterli gelir elde edemediğinde ortaya çıkan durumlar, aslında devlet için çok daha pahalıya mal olan "gizli maliyetler" doğurur:
Sağlık Giderlerinin Artması: Dengeli beslenemeyen ve temel ihtiyaçlarını karşılayamayan emekliler daha sık hastalanır. Bu durum kamu hastanelerinde yoğunluğa yol açar. Yani yapılmayan zam, hastane masrafı olarak bütçeden fazlasıyla geri çıkar.
Toplumsal Huzursuzluk: Emekli kesimin yaşam standartlarının düşmesi, sosyal barışı zedeler ve pek çok toplumsal sorunu tetikleyebilir.
Ekonomik Durgunluk: Emekliler tüketemediği zaman esnaf mal satamaz, üretim yavaşlar. Bu da ekonomideki çarkların dönmesini zorlaştırır.
İstihdam ve Vergi Kaybı: Maaşı yetmeyen emekli, hayatının sonbaharını huzurla geçirmesi gereken yaşta tekrar iş aramak zorunda kalır. Emekli yerine bir genç çalışsa devlet vergi ve primden tam kazanç sağlayacakken; emekli kayıt dışı çalıştığında devlet ciddi bir vergi gelirinden mahrum kalıyor. Bu da hem gencin önünü kapatıyor hem de devletin kasasına gizli bir darbe vuruyor.
Bazıları "Emekliye zam bütçeye yüktür" diyebilir. Oysa bir devletin büyüklüğü, sadece kasasındaki parayla değil, o parayı vicdanlı bir terazide nasıl dağıttığıyla ölçülür. Emeklimizi pazar pazar gezip en ucuzunu aramaya, hatta son kullanma tarihi geçmiş malları almaya mahkûm edersek; bütçeyi kâğıt üzerinde denklemek adına emekliyi darda bırakmak, bugünü kurtarıp geleceği ipotek altına almaktır. Bu, rakamsal bir başarı değil, toplumsal bir tükenişin başlangıcıdır.
Sonuç olarak; emekliyi korumak sadece bir vefa borcu değil, toplumun sağlığını ve huzurunu muhafaza etmektir. Devletin kasası dolsun diye vicdan terazisi bozulursa, o bütçe denk olsa bile evlerin içinde huzur kalmaz. Çünkü devlet, ancak insanı yaşattığı sürece devlettir.