Bazı geceler vardır…
İnsan susmak ister ama kelimeler susmaz. İçinde bir bağlama tınlar sanki; her telinde ayrı bir sızı, her nağmesinde ayrı bir hatıra. Karanlık büyüdükçe insanın içi konuşur. Sustukça çoğalır kelimeler.
Gel de yazma…
Görmezden gelinen emekleri, yarım bırakılan cümleleri, vefasızlığa bulanmış dostlukları görüp de nasıl yazmaz insan? Kalp dediğin şey et parçası değil; hatıra deposudur. Kırılan yerini unutmaz. Üstünü örtersin, ama gece olunca yeniden kanar.
Birine omuz olup, sonra aynı omuzda yük kalmayı…
Birine dua olup, sonra beddua gibi anılmayı…
Sevdiğin kadar sevilmemeyi…
Gel de yazma…
Bazı insanlar giderken kapıyı yavaş kapatmaz; çarpar. O ses yıllarca içinde yankılanır. “Geçti” dersin ama geçmez. İnsan alışır sadece. Alışmak, iyileşmek değildir. Alışmak, acıyla yaşamayı öğrenmektir.
Bir zamanlar “biz” dediğin yerde şimdi tek başına durmayı…
Bir çayın iki bardak değil, tek bardak demlenmesini…
Telefonun susmasını, mesajın gelmemesini…
Gel de yazma…
İnsan bazen kaybettiği kişiyi değil, onunla kurduğu hayali özler. Birlikte yaşanacak sabahları, paylaşılacak sofraları, aynı pencereden bakılacak akşamları… Hayaller yarım kalınca daha çok acır. Gerçekler serttir ama hayaller naiftir; kırıldığında daha derin kanatır.
Gel de yazma…
Bir de insanın kendi içinden kırılmasını… Kimseye belli etmeden dağılmasını… Gündüzleri dimdik, geceleri darmadağın oluşunu… Aynaya bakıp kendine yabancılaşmasını… “Ben ne zaman bu kadar yoruldum?” diye sormasını…
Bazı dostluklar mevsimliktir; yaz gibi gelir, sonbahar gibi gider. Ama sen onları hep bahar sanırsın.
Gel de yazma…
İçinde biriktirdiğin kırgınlıkları kimseye anlatamayıp gece yastığa fısıldamayı… Gözyaşını kimse görmesin diye karanlığı beklemeyi… “İyiyim” kelimesini en çok acırken söylemeyi…
Çünkü insan en çok güçlü görünmeye çalışırken yorulur. En çok kimseye yük olmamak için kendi içine çöker.
Gel de yazma…
İnsanın kendi değerini başkalarının terazisinde tartmasını… Hep eksikmiş gibi hissetmesini… Oysa eksik olanın sevgi olduğunu geç fark etmesini…
Ve sonra bir sabah uyanırsın. Yaralar yerindedir ama canın eskisi kadar yanmaz. O an anlarsın: Zaman her şeyi geçirmez ama insanı büyütür. Bazı acılar yıkmaz, adam eder.
Gel de yazma…
Düştüğün yerleri yaz.
Kalktığın yerleri yaz.
Seni terk edenleri de yaz, sana sabrı öğretenleri de…
Ama en çok şunu yaz:
Yıkılmadığını.
Azaldığını sandığın yerde aslında çoğaldığını.
Kaybettikçe kendini bulduğunu.
Çünkü yazmak bağırmadan haykırmaktır.
Yazmak gözyaşını kelimeye dönüştürmektir.
Yazmak kaderle kavga etmek değil, kaderi anlamlandırmaktır.
Bazıları susarak kaybolur.
Bazıları yazarak iz bırakır.
Ve sen…
Kalem elindeyse, hikâye bitmemiştir.
Gel de yazma…