Bu pazar uzun süredir fikrimi sık sık dile getirdiğim ama maalesef çözüme kavuşmamış önemli bir konuyu paylaşmak istiyorum.
Savaş veya silahlı mücadele normalin dışında ciddi organizasyon gerektiren bir durumdur. Ülkeler savaşı istemez, çünkü insanlar ve milletler için savaş çok can yakıcıdır. Haklı sebepler ile yapılmayan savaş ise cinayettir.
Savaş için sadece teknolojik donanımı iyi ve eğitimli bir ordu tek başına yetmez.
Öncesinde ve sonrasında haklılığı ve gerekliliği anlatacak iyi bir dış politika aklına, halkın bu savaşı kabullenmesi için iyi bir mühendisliğe, ekonomik güce ve üretim mekanizmalarında birden çok alternatife gerek vardır. Bunları tamamlayarak başlıyorsanız başarı daha mümkündür.
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu tarihten bu yana hem içeride ciddi silahlı problemler ile karşılaşmıştır hem de dışarıda etrafımızda gelişen krizler, soydaşlarımız ile ilgili ciddi sıkıntıları yaşamıştır. Kıbrıs harekâtını ne büyük güçlükler ile yapabildiğimizi o dönemi bilenler hatırlayacaktır.
Sadece bu harekâtı yapabilmek için gerekli donanımın ve savaş gücünün hazırlanması bile yıllarımızı almış, şükürler olsun; Türk ordusunun üstün yetenekleri ile bu harekât başarı ile sonuçlanmıştır. Ardından doğuda başlayan pkk terör örgütünün eylemleri, gayrinizami bir silahlı mücadeleyi hızla öğrenmek zorunda bırakmıştır bizleri.
Bu meselenin uzun sürmesi sizi yanıltmasın benzer meseleler İngiltere’de İspanya’da bizden çok daha uzun sürmüş ve devletler çok sıkıntı yaşamışlardır.
Şimdi güneyimizde Irak ve Suriye’de gelişen durum, büyük Ortadoğu Projesi ya da yeni dünya düzeni ile birçok devletin haritadan silinmesi Türkiye’nin savaşma kapasitesinin diri tutulmasının ne kadar önemli olduğunu bize göstermektedir.
Benim bugün burada üzerinde duracağım konu Türk Ordusunun çok önemli bir eksiğidir. Savaş, yüksek ivmeli silahlar, büyük patlayıcılar ve yüksek etkili savaş materyalleri, kimyasal ya da biyolojik silahlar ile yapılmaktadır.
Bu yeni savaş konseptinde bu savaşın sevk ve idaresi sırasında en önemli meselelerden birisi savaşanların sağlığıdır.
Geçen yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı göstermiştir ki kazanma kapasitesinin en önemli ölçütlerinden birisi yaralanan ya da hastalanan askeri tedavi edebilme ve yeniden savaştırabilme gücünüzdür.
Bu nedenle özellikle ikinci dünya savaşından sonra savaşan birliklerde hekim ve veya sağlık personelinin bulunması, savaş alanlarında savaş hekimliği bilen deneyimli personelin görev yapması hem kayıpları çok azaltmıştır hem de psikolojik bir üstünlük yaratmıştır.
Türk ordusu 2015 yılına kadar bu konuda çok önemli deneyimlere sahip olmuştur. Kıbrıs harekâtı sonrasında, daha sonra pkk terör örgütü ile girilen çatışmalarda timlerin içindeki hekimlerin, yardımcı sağlık personelinin varlığı hem savaşan askere moral verirken aynı zamanda da erken müdahale ile zayiat çok azalmıştır.
2015 hain fetö kalkışmasından sonra ne hikmet ise asker hastaneleri kapatılmış, uzman askeri sağlık personeli ve hekim yetiştiren GATA sağlık bakanlığına devredilmiş askeri sağlık personeli yetiştiren kurum kalmamıştır.
Yüz yıl önceki revir sistemine bu geri dönüş çok ciddi problemleri de beraberinde getirmiştir. Bu mesele çok ciddidir ve ordunun savaşma kapasitesini çok ciddi olarak etkilemektedir.
GATA’nın normal sağlık sistemine devredilmesi inanılmaz bir hata olmuştur. Çünkü savaş hekimliği ile normal hekimlik arasında inanılmaz farklar vardır. Aynı durum yaralanan askerin cerrahi işlemleri içinde geçerlidir.
Savaş cerrahisi ile standart cerrahi prosedürler arasında neredeyse hiçbir benzerlik yoktur. Yüksek ivmeli silah ile yaralanmalar, blast etkisi ile yaralanmalar, kopmaların tedavisi bu konuda uzmanlık almış ve deneyimi olan cerrahlar tarafından yapılabilir. Standart cerrahi eğitimli bir cerrah bu konuda yetersizdir.
Savaş koşulları ile oluşan cerrahi deneyim, şehitlerin gazilerin kanı, günlerce uykusuz çalışmış savaş hekimlerinin ve sağlık personelinin deneyimi ile ortaya çıkmıştır. Konulmuş her bir kuralda yüz yıldan uzun bir deneyim ve kayıp acısı vardır. GATA’nın askeri olarak kapatılması bu hafızayı yok etmiştir.
Gelişen savaş teknolojileri ile ilgili çalışma yapılması, yeni uygulamaların kullanılması, yeni tıbbi donanımların bulunması bu eğitim kurumunu sıradan bir devlet eğitim hastanesi haline getirerek imkansızlaştırılmıştır.
Dünyada askeri hastanesi olmayan galiba sadece Türk ordusudur. Bu hata sahada, orduda, timde, çatışmada görev yapacak askeri hekimlerin yetiştirilmemesi yerine normal hekimlerin orduda görev yapması anlamına gelir.
Bu ordu hiyerarşisi içinde askeri olarak yeterli olmayan, hekimlik olarak da savaş hekimliğini bilmeyen sağlık personeli ile savaşa gitmek gibi bir korkunç tablo oluşturur.
Savaşan askerin motivasyonu çok düşer. Asker; yanında sağlık personeli görmeye, asker hastanesine yetişirse orada kurtarılacağına inanarak savaşmaya koşullanmıştır ve bunda da haklıdır.
Yaralanan askerin devlet hastanelerinde ya da özel hastanelerinde tedavileri ise başlı başına bir sorundur.
Özellikle terör örgütü ile çatışma sonrası yaralananların yerel kaynaklardan sağlık hizmeti alması sırasında tıbbi güvenlikleri nasıl sağlanacaktır?
Bu konuda ciddi dedikodular ve sosyal medyada kirli haberler dönmektedir.
Bu hastanelerde sağlık hizmeti alan askere kötü davranıldığı, terör örgütünün şehir yapılanmalarının bu askerlerin iyileşmesine direkt indirekt engel oldukları, bazı sağlık çalışanlarının hayasızca bu çocuklara zarar verdiği konusunda çok sayıda haber ve dedikodunun varlığı bile bu konuda acil önlem alınmasını gerekli kılmaktadır.
Kısa sürede Türkiye’nin her coğrafi bölgesinde bir GATA benzeri askeri eğitim hastanesi açılmalıdır. Bu hastanelerde ordunun tüm birimlerinde çalışacak hekim, sağlık personeli ve uzman hekim yetiştirilmeli ve bu personel Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlı olmalıdır.
Tüm illerde Asker hastaneleri yeniden hizmet vermeye başlamalıdır. Tüm timlerde sağlık eğitimini askeri okullarda almış askeri personel çalışmalıdır.
Bu memleket için yaralan vatan evlatlarına güven içerisinde askeri sağlık personeli hizmet vermelidir.
Artık zaman kalmamıştır.
Etrafımızda olan bitenler nedeniyle hazırlıksız yakalanma şansımız çok yüksektir.
Personelin yetiştirilmesi için zaten bir sürenin gerekli olduğunu herkesin anlaması lazımdır.
Bu konuda önlem alınmamasının vebali çoktur ve yapmayanlar tarih önünde hesap verirler.