Hayal kuran milletler ve çocuklar yok edilemez. (Bir doğum günü yazısı.)

Ayın 2’sinde bir yaş daha aldık.

Uzun yılların geçmişinde, tecrübe denilen şeyin aslında her gün yeniden hata yapmak olduğunu anladık. Çocukluğumuzun silik hatıralarında güzel günleri hatırlıyoruz.

Belki de beynimiz önce kötü şeyleri siliyor.

Küçük şehirlerde geçti çocukluğumuz. Şefkatli mahalle kadınları, sert yüzlü ama yumuşak yürekli komşu abileri ile büyüdük. Fakir ama lezzetli sofralarda doyurduk karnımızı.

Kardeşlik hukuku ekmek arasına sürülen salçalı ekmeği paylaşabilmek, aynı güneşli gökyüzünde yeşil çimenlerde yatabilmenin saadeti.

Yağmura dönen rüzgârlı yamaçlarda uçurtmaların savaşı, hava kararana kadar heyecan ile oynanan sokak oyunları.

Gençliğimizle, o güzel dünyayı hep beraber nasıl kirlettiğimizi gördük. Çocukluğumuzdaki arkadaşlıkların yerini, mahallelerde düşmanlıklar, sokaklarda korku ve hiddet almıştı.

Yaşadığımız o güzel kasabalarda, şehirlerde aslında birbirimize tahammül edebilsek, hepimize yetecek kadar güzel şey vardı.

Sevmeyi, âşık olmayı bile o karanlık yıllarda adam gibi yaşamayı beceremedik.

Bizi bizden ve karşımızdakinden uzaklaştıran, bizi kendimize yabancılaştıran şeyin aslında dünyaya bakış açımız değil, bize kabul ettirilen düşmanlık olduğunu anlamaya başladığımızda, ordu yönetime el koymuştu.

Güzel iklimlerin, lezzetli yemeklerin, adam gibi yaşanan sokakların çocuklarıydık. Mahallelerimizdeki heyecanları, hüzünleri ve eğlenceleri bilen çocuklardık.

Lakin bizi birbirimizden koparan bir boran nefessiz bırakmıştı bizi.

Kaybettiklerimiz, acılarımızı bile yaşayamadan generallerin buyrukları altında yaşamaya başladık.

Suyunu, meyvesini, rüzgarını tadabildiğimiz memleketlerimizden kopardılar bizi.

Bizi önce birbirimize sonra memleketimize yaban ettiler. Büyüdük, tadını yitirdiğimiz meyve gibi, çiçeğe duran gül gibi, kana kana içtiğimiz su gibi her şeye inat büyüdük.

Adil ve soruların çalınmadığı bunun akla bile gelmediği, neredeyse tüm gençlerin eşit şartlarda girdiği sınavlara girdik.

Devletin kısıtlı imkanlarına rağmen güçlü üniversitelerde okuduk. Ufak tefek yanlış uygulamalar dışında hemen hepimiz mesleklerimizi yapabiliyorduk.

Babalarımızın analarımızın gözlerindeki gurur, gelişen büyüyen bir Türkiye’de iyi bir gelecek hayal ediyorduk.

Olmadı.

Bu güzel hayaller yavaş yavaş içinin boşaldığı hoyrat bir özensizliğe evrildi.

Uzun yıllar sonra görebildiğim bu.

Önce adalet ve hukuk örselendi. Çocukluğumuzda ikliminden huzur duyduğumuz, gençliğimizde verdiğimiz şehitlere rağmen hiç şüphe duymadığımız adalet yavaş yavaş terk etti bizleri.

Adaletin gücü, güçlünün adaletine dönüştü. Liyakat yerine sebebi belli tercihler evlatlarımızın hayallerini çaldı, sokakları, mahalleleri kaybettik.

O güzel ve huzurlu mekanlarımız çeteleşti yabancı bir kurşun ile aniden öldü kadınlar, çocuklar. Ben son yıllarda en çok bunları gördüm.

Ben bunca yılın sonunda çocukluğumdaki hayallerimin yerine bu çaresizliği hissediyorum tüm vücudumda ne yazık ki.

Çocukluğumdan başlayan hayallerimi örseleyen, gençliğimde aşkımı bile söyleyemediğim karanlıktan, tam her şey düzeliyor derken o hayalleri çalan hırsızlardan, beni çalan, ülkemin geleceğini çalan eşitsizliğin mimarlarından şikayetçiyim.

Ama bilmedikleri, ben hala çocukluğumdaki gibi hayal kurmaya devam ediyorum. Biliyorum ki bu ülkenin insanları da hayal kurmaya devam ediyor.

Hayal kuran milletler yok edilemez biliyorum. Bugün benim hayal kurmaya devam ettiğim yeni bir yıla başlangıcım.

Bu memleketi, bu milleti çok seviyorum.