Mesleğimiz gazetecilik.
Başka bir iş bildiğimiz yok, bu yaştan sonra işin doğrusu başka bir meslek bilmeye de o mesleği yapmaya da niyetimiz yok.
Gazetecilik mesleğinin gereği seyahat.
Mesleğe yeni başladığımız zamanlarda seyahat ettiğimiz yurt dışındaki ülkelerin, yurt içindeki şehirlerin çetelesini tutardık.
Seyahat noktaları çoğaldıkça adres tariflerinin bir anlamı kalmadığını anladık.
Bunun yerine özellikle yurt dışı seyahatlerde bizim ülkemiz ile dolaştığımız ülkelerde “mukayese” yapmanın daha uygun olacağı kanaatine vardık.
Dolaştığı bölgeleri ve o bölgelerin yaşantısını, turizm bölgelerini, yeme içme alışkanlıklarını yazan belki yüzbinlerce insanımız var.
Gazetecilik mesleği bir noktadan sonra insana gözlem yapmaya mecbur bırakıyor.
Dolaştığınız ülkelerin tamamına gazeteci gözü ile bakmaya en ufak bir detayı bile kaçırmamaya olağanüstü bir çaba gösteriyorsunuz.
Bu dikkatli bakış bir müddet sonra sizi mecburen mukayese yapmaya zorluyor.
Bu sefer başlıyorsunuz kendi ülkeniz ile yurt dışı ülkeleri mukayese etmeye.
Başta hayata bakışınız.
Hayat standartınız.
Paranızın alım gücü.
Sosyal hayat.
Bitki örtüsü
derken sizi o gün ilgilendiren ne varsa tamamını bulunduğunuz ülke ile mukayese ediyorsunuz.
Türkiye’den bir defa bile olsun yurt dışına çıkmayan birisi için elbetteki mukayese imkanı yok.
O andan itibaren ne söylerseniz söyleyin o vatandaşımızın tek söylemi “Türkiye cennet, bizim dışımızdaki ülkelerin insanları zaten aç susuz dolaşıyor hepsi Türkiye’ye gıpta ile bakıyor, kıskanıyorlar” şeklinde gelişiyor.
Yurt dışına bir kez bile çıkmayan bir vatandaşın bu söylemlerin kaynağı öncelikle medya.
Sonra mensubu olduğu yada aidiyet duyduğu siyasi partinin ileri gelenlerinin siyasi söylemleri.
Bu söylem mukayese imkanı olmayanlar için gerçek.
Ne söylerseniz söyleyin bir karşılığı yok.
Ancak anlatmaya çalıştığımız gibi “Avrupa bizi kıskanıyor” söyleminin sınırlarımız dışında bir gerçekliği de yok tutarlılığı da yok.
1960’lı yılların başından itibaren ülkemizden Avrupa’nın pek çok ülkesine göç var.
O günlerin üzerinden 65 yıl geçti.
İkinci nesil işi bıraktı.
Şimdi üçüncü nesil yani 1960 yılında gidenlerin torunları o ükelerde hayat sürüyor.
Birinci
İkinci
Üçüncü
Nesilden tek bir kişinin bile “Avrupa’da hayat şartları kötü bu yüzden Türkiye’ye dönüş yaptık” diyen birisine en azından biz denk gelmedik.
Siyaseten bol bol hamaset.
Yurt dışında kaldığımız zaman zarfında ister istemez yaşadığımız bölgelere bir hasret oluşuyor.
Bunun nedeni yurt dışında ne kadar süre ile kalacak olursak olalım neticede geri döneceğimizi bildiğimizdendir.
Onun dışında özellikle son dönemlerde AB ülkeleri ile olan makasın açıldığını da çok net bir şekilde gözlemlediğimizden olsa gerek sadece ve sadece “biz neden bu kadar zor bir hayat yaşıyoruz?” diye hüzünlenip duruyoruz.
Hepsi bu..