İki Ülkenin tek başkenti Lefkoşa


20 Mayıs 2026 Çarşamba günü Girne Kapıdan Lefkoşa’ya giriş yaptık.

Girne Kapı, Venedikliler tarafından 1567 yılında surlara yapılmış üç kapıdan en eskisi ve ilk giriş kapısıdır.

Osmanlı Devleti’nin galip geldiği bu topraklarda Girne Kapısı’nın duvarına “Tüm Kapalı Kapıları Açan’’ ayetini yazmışlardır. Osmanlı mimarisinin kontrolünden geçen kapı, onarılarak kubbeli bir muhafız kulesi inşa edilmiş ve kapının güney tarafına Sultan II. Mahmut’un tuğrası yerleştirilmiştir.

Girne Kapısı şu an Lefkoşa Turizm Enformasyon Ofisi olarak kullanılmaktadır.

Mevlevi Müzesi
Girne caddesinde adımlarımız bizi Girne kapıya 100m mesafedeki Mevlevi Müzesine getirdi. XVII. yüzyıl başlarında Emine Hatun'un bağışladığı geniş arazi üzerine inşa edilen ve Kıbrıs'ta Osmanlı döneminin en önemli eski eserlerinden bir olan Mevlevi Tekke, günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Bu müzeden hemen yanındaki Kıbrıslı Türklerin ilk lideri Dr. Fazıl Küçük müzesi yer almaktadır.
Dr. Fazıl Küçük ile ailesinin uzun yıllar yaşadığı konut, 1925 yılında kesme sarı taştan inşa edilmiştir. Dr. Fazıl Küçük binanın zemin katını hasta muayene odası, idarehane, 1940-1958 yılları arasında klinik, üst katı da konut olarak kullanılmıştır. 14 Mart 1997 tarihinde müze olarak düzenlemiş bu konuttan Atatürk meydanına doğru yürüyoruz.

Atatürk Meydanı ve Venedik Sütünü
Girne caddesinin sonunda cadde ortasında bulunan büyük bir sütünün bulunduğu Atatürk Meydanına geldik. 7 metre yüksekliğinde ve 71 cm çapında granitten yapılmış bu sütun Kıbrıs’taki Venedik hâkimiyetinin bir sembolü olarak Salamis Harabeleri’nden sökülerek dikilmiştir. Sütunun tepesinde tunç küre bulunan sütünün etrafında birçok tarihi bina vardır.
Bu meydan çevresinde çokça avukatlık bürosu gördüğümüz için tarihi İngiliz Sömürge Mahkemeleri Palazzo coloniale britannico ve başsavcılık binası dikkatleri çekiyor.

Kumarcılar Hanı
Asmaaltı Sokağı takip ederek Kumarcılar Hanı’na geldik. 17. yüzyılın sonunda Osmanlı döneminde yapılmış iki handan birisidir. Büyük Han’ın yakınında, onun neredeyse üçte biri kadar bir han. İki katlı hanın alt katını taş kemerler süslüyor. Büyük hana göre daha sakin bir yer.

Büyük Han
Osmanlılar tarafından iki katlı, avlulu, Osmanlı han mimarisinin zarif detaylarını yansıtan kervansaray, 1572 yılında inşa edilmiştir. Bir dönem hapishane olarak da kullanılmıştır. Günümüzde restore edilmiş haliyle sanat atölyeleri, kafeler ve el işi dükkanlarına ev sahipliği yapmaktadır. Zemin katta iki farklı ana girişi bulunmaktadır. Asmaaltı Sokak tarafındaki kapısından hana giriş yaptık. Oldukça canlı bir han. Zemin katta kafe ve restoranlar hizmet veriyor. Bahçenin ortasında iki katlı çok güzel bir mescit bulunuyor. Bu mescit ve mimari yapısı ile aynı Bursa Koza Han’a benziyor. Her dükkânın önünde adım başı saksılar içerisinde rengarenk çiçekler hanı çiçek bahçesine döndürmüş. Arasta sokaktan kendimizi önce çarşıya sonra da Selimiye Camii’ne attık.

Selimiye Camii
Çarşı dükkânlarından bir minare bize gözüktü. Minareye doğru yürüdükçe karşımıza ikinci bir minare daha çıktı. Kiliseye monte edilmiş iki minareli, dikdörtgen şeklinde bir cami önümüzde. 13. yüzyılda Bizans döneminden kalma Aziz Sofya Katedrali olarak bilinen bu yapı, 1570 yılında Osmanlıların Lefkoşa’yı fethetmesinin ardından, Aziz Sofya Katedrali, “Ayasofya Camii” olarak değiştirilmiştir. Kıbrıs Müftüsü, 1954 yılında caminin adını Osmanlı Padişahı II. Selim’in onuruna “Selimiye Camii” olarak değiştirmiştir.
Selimiye Camii, gotik tarzda inşa edilmiştir. Cami, iç mekânda aynı anda 2.500 kişiyi ağırlayabilecek kapasitededir. Ama biz 20 kişi ile öğle namazı kıldık. 5 vakit namaz dışında, günün her saati ziyaret edilebilen bu yapı, Lefkoşa’ya gelen turistlerin mutlaka görmesi gereken yerlerden biridir.
Lefkoşa'da Selimiye Camisi'nin hemen yanında, tarihi Dar-ül Tedris Medresesi'nin odalarında Kıbrıs Türk İslam Eserleri Müzesi yer almaktadır. Müzeden Lüziyan Evi’ne doğru dar sokaklardan yürüdük.

Lüziyan Evi Müzesi
Lefkoşe’de adım başı tarihi eser var. Ama biz Lüziyan evi Müzesi’ne doğru gidiyoruz. Kirlizade Sokak’da önümüze Haydarpaşa Camii çıktı. 14. yüzyılda Lusignanlar tarafından St. Katarina Kilisesi adıyla inşa edilmiş Gotik mimarinin adadaki en seçkin örneklerinden biri daha. Bütün Kıbrıs’ta olduğu gibi iki katlı, çiçeklerle süslenmiş evlerin arasından geçerek Lüziyan Evi Müzesi’ne geldik. Hemen bitişiğinde Alparslan Türkeş Evi vardı. Başbuğ’un 1917 yılında doğup 8 yaşına kadar yaşadığı evi görüp de ziyaret etmemek olmazdı. 2019 yılında ev restorasyon çalışmalarından geçirilerek, müze statüsüne kavuşturulmuştur. Müzenin içerisinde Alparslan Türkeş’in okumuş olduğu Kur’an-ı Kerim, hac görevini yerine getirdiği sırada üzerinde namaz kıldığı seccade ve kullandığı tespih, pek çok kişisel eşya bulunmaktadır. Masa başında Başbuğ’un balmumu heykeli ile tarihe bir anı bırakıyoruz.
Lüzinyan Evi “Ortaçağ’dan Günümüze Lefkoşa” adıyla ziyarete açılmıştır. Müzeye zemin kattan biletimizi alarak içeri giriyoruz. Zeminde bulunan odalarda müze tanıtımı yapılıyor. Ahşap merdiven ile birinci kata çıkıyoruz. Bizim ev olarak adlandırılan bu bölümde “Benim çocukluğumda bu eşya vardı.” diyeceğimiz, altmış ve yetmişli yılların ev eşyaları bizi karşılıyor. Üst katta yan yana dört odada kültürel geleneklerin bal mumu mankenlerle canlandırıldığı ve eşyalarla donatılmış; İngiliz Dönemi Odası, Kına Gecesi Odası, Osmanlı Dönemi Odası, Lüzinyan Odası olmak üzere dört oda bulunmaktadır. Odaları gezdikten sonra iç bahçeye indik. Geldiğimiz yoldan Belediye Pazarına gidiyoruz. Yolumuzun üzerindeki Saçaklı Ev Müzesini geçerek Bandabuliya’ya geldik.

Bandabuliya
Yüzyıllardır açık Pazar bulunan Belediye Pazarının olduğu bu yerde, zamanla kapalı Pazar yapılmış ve son olarak Haziran 2012 tarihinde yenilenmiştir. Bandabuliya olarak da bilinen bu pazar yeri, Kıbrıs’a özgü yiyecek, içecek, baharat, et, tavuk, sebze ve meyvelerin, tarihsel bir mekânda buluştuğu yerdir. Pazar yerinden çarşının içerisinden en çok merak ettiğimiz Lokmacı Sınır Kapısını arayarak bulduk.


Lokmacı Sınır Kapısı
Rum kesimi ile KKTC birbirinden ayıran ve uzunluğu 180 kilometre olan Yeşil Hat sınırı üzerinde bulunan yaya giriş ve çıkışı yapılabilen sınır kapısıdır. İnsanlar aslında bir mahalleden diğer mahalleye geçerken kapalı bir mekânda polis kontrolünden sonra elini kolunu sallayarak geçiyorlar. 2005 yılına kadar sınırlı ve zor olan geçişler artık sıradan bir geçişe dönüşmüş. İnsanlar siyasetten ve ayrımcı politikalardan uzaklaştıkça daha barışçı yaşayabiliyor. Artık geri dönüş başlamıştı. Venedik sütununa sokak aralarından geliyoruz. Avukatların yoğunca bulunduğu sokaktan geçince Atatürk meydanına geldik. Girne caddesinden başlangıç noktamız olan Girne Kapı yakınındaki Girne dolmuş durağına geldik. 15 dakikada bir kalkan dolmuşa bindik. Bizden başka gelen olmadı. Yol üstündeki duraklarda yolcu araya araya Lefkoşe çıkışına kadar gittik başka da yolcu bulamayınca 30 dakikada Girne’ye ulaştık.
Artık Girne’de son akşamımızdı. Girne’de ziyaret edemediğimiz esrarengiz geçmişi ile Mavi Köşkü bir başka zamana bırakarak, otelin sahilinde Akdeniz üzerinden güneşin batısını seyrederek, Kıbrıs’a veda ediyoruz.