Bazı insanlar öldüğünde sadece bir insanı uğurlamazsınız.
Bir dönemi uğurlarsınız...
Bir sokağı...
Bir çocukluğu...
Bir mahallenin akşam sessizliğini...
Bir sinema salonunun loş ışıklarını...
Bizim kuşağımız Kadir İnanır'ı sadece bir oyuncu olarak tanımadı.
O, beyaz perdede haksızlığa başkaldıran adamdı.
Mazlumun yanında duran...
Sevdiğini yarı yolda bırakmayan...
Güç karşısında eğilmeyen karakterlerin yüzüydü.
Belki de bu yüzden milyonlar onu kendi ailesinden biri gibi gördü.
Fakat ne gariptir...
Bir insanın başarıları büyüdükçe, hakkında üretilen hikâyeler de büyüyor.
Birileri onu siyasi kimliğiyle tanımladı.
Birileri ideolojisiyle...
Birileri hiç tanımadığı halde inancını tartıştı.
Birileri de hiç söylemediği sözleri ona yakıştırdı.
Oysa bu sadece Kadir İnanır'ın hikâyesi değildir.
Bu, bizim hikâyemizdir.
Çünkü biz, çoğu zaman insanları tanımaktan çok, onlar hakkında oluşturulan algıları tanımayı tercih ediyoruz.
Bir gazete manşeti...
Bir televizyon tartışması...
Bir sosyal medya paylaşımı...
Ve yıllarca süren bir etiket...
Oysa insan, tek kelimelik bir etiket değildir.
Bir insanı "şucu", "bucu", "dindar", "dinsiz", "kahraman" ya da "hain" diye sınıflandırmak kolaydır.
Zor olan ise onu bütün yönleriyle anlamaya çalışmaktır.
Belki de en büyük adaletsizlik budur.
Çünkü insanlar yaptıklarıyla değil, haklarında anlatılanlarla yargılanmaya başlanıyor.
Bugün bu Kadir İnanır olur.
Dün başkasıydı.
Yarın belki biz oluruz.
İşte bu yüzden, bir insan hakkında hüküm vermeden önce onun kendi sözlerine, kendi hayatına ve kendi duruşuna bakmayı öğrenmeliyiz.
Her fikir kabul edilmek zorunda değildir.
Her görüşe katılmak zorunda değiliz.
Ama herkes, kendi düşünceleriyle değerlendirilmeyi hak eder; başkalarının onun adına ürettiği hikâyelerle değil.
Belki de Kadir İnanır'ın ardından konuşmamız gereken asıl mesele, onun hangi görüşten olduğu değil...
Bir toplum olarak neden bu kadar kolay etiketlediğimizdir.
Çünkü önyargı, gerçeğin en sessiz katilidir.
Ve unutmayalım...
Bir insanın ardından söylenen sözler, aslında o insanı değil; söyleyen toplumun vicdanını anlatır.
Geride kalan filmler zamanla eskiyebilir.
Fotoğraflar sararabilir.
Alkışlar susabilir.
Ama adalet duygusu yaşadığı sürece, hatıralar da yaşamaya devam eder.
Belki de bugün Kadir İnanır bize son bir film bırakmadı.
Ama son bir ders bıraktı:
"İnsanları konuşmadan önce tanıyın; yargılamadan önce anlayın; etiketlemeden önce vicdanınıza danışın."