Kedinin yarım kalan hikayesi.


Marmaray otobüs durağında bir gece rastladığım kedinin hikayesini tamamlamasını çok istiyordum.

Onun kötü bir insan ile kararmak üzere olan hayatını kurtaran iyi insandan nasıl ayrıldığını dinlemek istiyordum.

Artık işten geç çıkmaya, bilerek havanın kararmasını beklemeye başladım.


Her gün o otobüs durağına uğruyorum, bilerek gelen otobüse binmiyor ve bir sonraki otobüsü bekliyordum.

Günler geçti ama o kedi görülmedi.

Yakın sokak aralarını gezmeye başladım.

Artık ümidim kesilmişti.

Anladım ki bu hikaye yarım kalacaktı. Hikâyenin başlığını değiştirmeye karar verdim. Başlık artık "Kedinin Yarım Kalan Hikayesi" olacaktı.
Hikayesi yarım kalan kediyi artık aramıyordum. Trenden indiğim gibi eve gitmenin yoluna bakıyordum. Yine bir gün Marmaray'dan çıkış yaptım.

Sokak arasından yürüyordum ki bir saçak altında eski bir otomobil lastiğinin içine konulmuş bir yastığın üstünde "Hikayesi Yarım Kalmış Kedi" kıvrılmış yatıyor. Yanına yaklaştım:
"Hey o sen misin?" dedim.
Başını kaldırdı, bana baktı.
"Abi, sen bir gece beni dinleyen değil misin?" dedi.
"Evet. O benim. Günlerdir seni arıyorum." dedim heyecanla. "Neredesin sen?" diye sordum.
"Abi sana söylemiştim ya benim için 'Nerede akşam orada sabah.' İşte buradayım. Bir gün şu kapıda bir yiyecek gördüm. Onu yerken şu berber beni gördü.

Elinde bir tabak yemek ile yanıma geldi. Önce ondan korktum, bir arabanın altına kaçtım.

Bu insanlara güven olmuyor. Nice iyi gibi görünen insanın içinden canavar çıkıyor. Baktım beni çağırıyor. Yavaşça yanına yaklaştım. Ayaklarına sürdündüm.

Eğildi başımı sevdi. Koyduğu yemeği yedim. Duvarın dibindeki eski tekerleğin içine bir yastık koydu.

Benim için kral dairesi yapmıştı. Yemekten sonra bu kral dairesinde bir uyudum ki... Ömrümde bu kadar rahat uyumamıştım.

Burayı da ben sahiplendim. Bu kral dairesi terk edilir mi abi?"
"Ee, sen de buldun iyi bir köşe. Şaiirin dediği gibi 'Sen ciğercinin kedisi,' olmuşsun. Ama seninle bir yarım kalmış sohbetimiz vardı. Onu bir tamamlasak olur mu?" diye sordum.
"Olmaz olur mu, şimdi mi?"
"Burada olmaz. Sen kral köşkünde yan gelip yatmışsın ama bana oturacak yer yok. Marmaray girişinde oturmaya banklar var orası olur mu?"
"Olmaz abi, orası çok kalabalık. Gelen geçen çok. Kimi geliyor seviyor, kimi geliyor kovuyor. İyisimi eski trenin önündeki basamaklarda buluşalım."
Sıcak bir havada iş çıkışı kedinin söylediği yere gittim. Baktım karşı sokaktan sallanarak geldi. Ben oturunca kucağıma atladı. Biraz başını sevdim.
"Oo, keyfin yerinde." dedim.
Kucağımdan inerek yanıma oturdu.

Bir süre sessiz kaldı. Sanki anlatacaklarını toparlıyor gibiydi. Gözlerini uzaklara dikmişti.
"Abi," dedi, "nerede kalmıştık?"
"Ev sahibi kapıya dayanmıştı," dedim.
Derin bir nefes aldı:
"İşte o gün, benim de kaderim değişti. Ev sahibi bağırıp çağırıyordu. Çocuklar korkudan bana sarılmıştı. Babaları başını önüne eğmiş, sessizce dinliyordu. O iyi insan… beni çöpten alan adam… hiçbir şey diyemedi. O gün anladım ki bazı insanlar ne kadar iyi olursa olsun, hayat onlara hep zor tarafını gösteriyor."

Devamını merak ediyordum.
"Sonra ne oldu?" diye sordum.
"Akşam oldu. Evde bir sessizlik vardı. Ne çocuklar oynuyordu ne de ben mırıldanıyordum.

Bir gün sonra bir kaç kişi eşyaları taşımaya geldiler. Küçücük ev bir anda boşalmaya başladı."
"Sen?" diye sordum.
"Beni küçük çocuk kucağına almış kapının önünde oturmuş olanları seyrediyordu.

Eşyalar yüklenince herkes kamyonun arka kısmında oluşturulan yere binmeye başladı.

Küçük çocuğu babası, benimle birlikte kaldırdı ve kamyona koydu.

Herkes kamyonun arkasında birbirine sokulmuş, beni de sımsıkı tutuyordu."
"Sen mi terk ettin onları?" diye sordum.
"Mecburdum. O iyi adam, yokluk içinde bir de bana mı bakacaktı.

Bu iyi insanlara, çaresiz insanlara bir de ben yük olamazdım."
"Sonra?" dedim.
"Tam kamyon hareket etti, bir anda çocuğun elinden dışarıya fırladım.

Bütün o aile sadece bana baka kaldı.

Yapacakları bir şey yoktu. Kamyon görülmez olana kadar onlara baktım.

Onlar da bana baktı. Yine başladığım noktada sokaklardaydım.

Aç kaldım, kovalandım… Ama arada senin gibi, o çöpçü abi gibi, bu berber gibi insanlar çıktı. İşte o yüzden hâlâ insanlardan kaçmıyorum. Çünkü biliyorum… az da olsa iyi insanlar var."

Gözlerini bana dikti.
"Sen de onlardan birisin abi."
Gülümsedim. Elimi uzatıp başını okşadım.
"Estağfurullah," dedim. "Ben sadece dinleyen biriyim."
"Yok," dedi kararlı bir şekilde. "Dinlemek de iyiliktir."
Bir süre daha yanında oturdum. Hava kararmaya başlamıştı. Kalktım.
"Ben artık gideyim," dedim.
"Git abi," dedi. "Ama arada uğra."
"Uğrarım," dedim. "Sen de dikkat et kendine."
Yavaşça arkamı döndüm. Birkaç adım attıktan sonra dönüp baktım.

Eski trenin basamaklarında oturmuş, beni izliyordu.
O an anladım ki…
Bazı hikâyeler yarım kalmaz.
Sadece doğru zamanda tamamlanır.