Kendini bilmek yetmez, Anlamak gerek

Yazıyoruz çiziyoruz, anlatıyoruz…
Ama çoğu zaman kelimelerimiz havada asılı kalıyor.
Yazdıklarımız okunmuyor, söylediklerimiz dinlenmiyor, çizdiklerimiz görülmüyor.
Sanki herkes kendi dünyasının tek hakimi gibi: “Ben bilirim” diyor.
Oysa bilmek başka, anlamak bambaşka bir derinliktir.
İnsan, yalnızca kendini bildiğini sandıkça başkasına kulaklarını kapatıyor.
Oysa hayat, sadece kendi doğrularımızdan ibaret değil.
Başkasının kaleminden dökülen bir cümle, bazen yılların öğretemediğini öğretir.
Ama dinlemeyince, okumayınca, anlamaya çalışmayınca…
En doğru söz bile bir anlam bulamadan kaybolup gidiyor.
Keşke insanlar, iyiliği görmeye gönüllü olabilseydi.
Keşke yazılan her satırda bir ders, çizilen her çizgide bir emek olduğunu fark edebilseydi.
O zaman belki bu kadar kırgınlık, bu kadar yanlış olmazdı.
Toplum, küçük dokunuşlarla büyük değişimlere yürüyebilirdi.
En çok da gençler için içim sızlıyor.
Keşke okuduklarını gerçekten anlayarak ilerleselerdi.
Keşke kendilerine sunulan bilgiyi hafife almak yerine onu bir basamak yapsalardı.
O zaman yolları daha aydınlık, adımları daha sağlam olurdu.
Hayat, belki de daha az tökezleyerek ilerlenirdi.
Ama gerçek şu ki…
Hayat, bizim istediğimiz gibi şekillenmiyor çoğu zaman.
Ne insanları değiştirebiliyoruz, ne de olayları dilediğimiz gibi yönlendirebiliyoruz.
İşte tam da bu yüzden, en büyük güç kendimize dönmekte saklı.
Kendimizi yönlendirebildiğimizde,
Düşüncelerimizi, sabrımızı, bakış açımızı şekillendirebildiğimizde…
Hayat da yavaş yavaş yön bulmaya başlar.
Belki herkes bizi anlamayacak.
Belki yazdıklarımız her zaman okunmayacak.
Ama yine de yazmak, çizmek ve doğruyu söylemekten vazgeçmemek gerekir.
Çünkü bir kişi bile anlayacak olsa,
Bir kalbe bile dokunacak olsa…
Bu çaba, bu emek asla boşa değildir.
Ve belki de en büyük yanılgımız şudur:
Herkesin aynı anda uyanmasını beklemek…
Oysa her insanın zamanı farklıdır.
Kimi bir sözle değişir, kimi bir ömür boyu aynı kalır.
Bizim görevimiz değiştirmek değil,
Doğruyu sabırla anlatmaya devam etmektir.
Bir gün bir satır, bir cümle, bir düşünce…
Birinin hayatına ışık olur.
Unutulmamalıdır ki;
Sessiz kalan doğru, zamanla unutulur,
Ama söylenen doğru, er ya da geç yerini bulur.
Bu yüzden yazmaya devam…
Anlatmaya devam…
Görülmese bile çizmeye devam…
Çünkü gerçek emek, karşılık beklemeden yapılan emektir.
Ve en güzel değişim, önce insanın kendi içinde başlar.
Bazen insan yorulur…
Anlatmaktan, anlaşılmamaktan, görülmemekten yorulur.
“Ne için?” diye sorar kendi kendine.
Ama işte tam o noktada, vazgeçmek en büyük kayıptır.
Çünkü karanlık, en çok ışığın sönmesini ister.
Oysa bir mum bile karanlığa meydan okumaya yeter.
Belki küçük bir ışık… ama gerçektir.
Ve gerçek olan, er ya da geç fark edilir.
İnsan bazen bir kitabın arasında saklı kalır,
Bazen bir satırın içinde,
Bazen de kimsenin duymadığı bir cümlenin derinliğinde…
Ama o satırlar, o cümleler, zamanı gelince bir kalpte yankı bulur.
Belki bugün değil…
Belki yarın da değil…
Ama bir gün mutlaka…
İşte bu yüzden;
Umudu kalemin ucunda taşımak gerekir,
Sabırı yüreğin içinde büyütmek gerekir.
Çünkü biz yazdıkça,
Dünya biraz daha anlam kazanacak…
Ve birileri, bir yerlerde,
“İyi ki yazmış” diyecek.