“Mesajımı gördü ama cevap vermedi.”

Dijital İletişimde Belirsizlik ve Kaygı: Cevapsız Mesajlar Neden Bizi Bu Kadar Etkiliyor?
“Mesajımı gördü ama cevap vermedi.”
Günümüzde oldukça sıradan görünen bu durum, bazen düşündüğümüzden daha fazla zihnimizi meşgul edebiliyor.

Mesajı gönderiyoruz, okunduğunu görüyoruz ve cevap gelmeyince sorular başlıyor:

Bir şey mi oldu?”,

“Yanlış bir şey mi söyledim?”,

“Bana mı kızdı?”
Bir süre sonra son görülmeye bakmak, mesajı yeniden okumak ya da karşı tarafın sosyal medyada aktif olup olmadığını kontrol etmek bile mümkün.

Aslında o sırada bildiğimiz tek şey, mesajımıza henüz cevap verilmemiş olması.

Geri kalan kısmı çoğu zaman zihnimiz tamamlıyor.
Psikolojik açıdan burada kaygı ve belirsizliğe tahammül önemli bir noktada duruyor. İnsan, nedenini bilmediği durumlara bir anlam verme eğilimindedir.

Özellikle kaygının yükseldiği anlarda zihnimiz daha olumsuz ihtimallere yönelebilir.

Müsait olduğunda döner” düşüncesinin yerini bir anda "Benden uzaklaşıyor galiba” düşüncesi alabilir.
Kaygı da her zaman yoğun korku, çarpıntı ya da fiziksel belirtilerle karşımıza çıkmaz.

bir konuşmayı defalarca zihnimizden geçirmek, karşı tarafın davranışlarını sürekli analiz etmek, kontrol etmek ve güvence aramak da kaygının günlük hayattaki görünümlerinden biri olabilir.
Burada küçük ama önemli bir ayrım var:
“Mesajıma cevap vermedi
” bir durumdur.
Beni önemsemediği için cevap vermedi” ise bizim yorumumuzdur.


Bilişsel açıdan baktığımızda, yeterli kanıtımız olmadığı hâlde “Kesin bana kızdı" diye düşünmemiz zihin okuma, karşı tarafın davranışını hemen kendimizle ilişkilendirmemiz ise kişiselleştirme gibi düşünce hatalarıyla ilişkili olabilir.

Düşüncemizi gerçek kabul ettiğimizde kaygımız da doğal olarak artar.
Bir de bağlanma boyutu var.

Hepimiz ilişkilerdeki belirsizliğe aynı şekilde tepki vermiyoruz.

Reddedilme veya terk edilmeye karşı daha hassas olan kişiler için iletişimdeki küçük değişiklikler daha yoğun anlam taşıyabilir.

Geçmiş ilişkisel deneyimlerimiz, benlik algımız ve bağlanma örüntülerimiz bugün kurduğumuz ilişkilerde verdiğimiz tepkileri etkileyebilir.


Ancak burada bir psikolog olarak özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var: Tek bir davranıştan yola çıkarak kişiye “kaygılı bağlanıyor” ya da “kaygı problemi var” şeklinde bir etiket koymak doğru değildir.

Psikolojik değerlendirmede davranışın sıklığına, yoğunluğuna, hangi durumlarda ortaya çıktığına ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğine birlikte bakarız.


Telefonlarımız sayesinde birbirimize hiç olmadığı kadar kolay ulaşabiliyoruz.

Fakat ulaşılabilir olmak, her an iletişime hazır olmak anlamına gelmiyor.

Bazen insan meşguldür, bazen yorulmuştur, bazen yalnız kalmaya ihtiyaç duyar.

Cevabın gecikmesi her zaman ilişkinin değeriyle ilgili bir mesaj taşımaz.
Belki de bir dahaki sefere cevapsız bir mesajın ardından zihnimizde senaryolar oluşmaya başladığında kendimize şu soruyu sormak iyi olabilir:
“Şu anda gerçekten bildiğim şey ne, benim yorumladığım şey ne?”
Çünkü bazen bizi yoran, cevabın gecikmesi değil; o sessizliğe yüklediğimiz anlamdır.