Mısralarda hayat


Orhan Seyfi Orhon'un "Üç Dünya" şiirini, insan yaşamını üç safhada güzel anlattığı için çok severim.

"İnsan,
Yaşar, üç türlü şu üç dünyada:
Evvela:
'Şunu sevdim, bunu sevdim!' diyerek
Ömrü sevmekle geçer.
Sözde olgunlaşır ondan sonra:
'Şunu yaptım, bunu yaptım!' diyerek
Ömrü saymakla geçer.
İhtiyarlıkta tanır dünyayı:
'Kahbe dünya!' diyerek
'Hey gidi dünya!' diyerek
Ömrü sövmekle geçer."

İşte hayatın bu üç evresi arasında insan durup kendine şu soruyu soruyor. "Ben hangi dönemdeyim?" Belki de en zoru bu soruya cevap vermek.

Hayatı anlamak için daha çok okumalı, gezmeli, dinlemeli, görmeli...

Can Dündar ne güzel anlatıyor hayatı:

"Hayat,
Arkası yarın gibiydi,
Kesintisizdi.
Her gün yaşanacak bir şey vardı.
Herkes kendi düşünü kurar,
Kendi hayatını oynardı."

Hayat dev bir sahne ise bu sahnede, hangi oyundayız?

Başrolde kim var?

İyi adam kim?

Abdurrahim Karakoç'un mısralarındaki kötü adamı, kanımızı emen sülükleri kovduk mu sahneden?

"Kök saldı bahçede ayrık otları,
Yemler pay edildi, sattık atları.
Biz kovalım derken baştan bitleri,
Sülükler yapıştı, kulunca Hasan."

Hayatta mutlu olmak istiyorsan, kendin ile barışık olmalısın.

Önce kendinden başlayarak hayatında olanları seveceksin.

Dostluk, muhabbet kuracaksın,

Üstün Dökmen dediği gibi;

"Yola çıkınca her sabah,
Bulutlara selâm ver.
Taşlara, kuşlara,
Atlara, otlara,
İnsanlara selâm ver.
Ne görürsen selâm ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selâm da kendine ver."

Hayat mücadeledir.

Şunu da bilmeliyiz ki her mücadelenin sonunda iki sonuç vardır.

Başarı bizi olgunlaştırmalı, başarısızlıklar tecrübe kazandırmalıdır.

Ama mücadele Necip Fazıl'ın dediği gibi hiç bitmemeli.

"Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın! "

Ya da Mehmet Akif'in dediği gibi hayat, yan gelip yatma yeri değildir.

"Bir baksana; gökler uyanık, yer uyanıktır;
Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır. "


Hayat, her zaman insanlara eşit davranmıyor.

Bazen çok çalışmanın, gayretin, çabanın sonu da çok olmuyor.

Nurullah Genç'in dediği gibi çileyi çeken başka, nimeti yiyen başka oluyor.

"Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü."

Hayat, tek düze ve hep iyi günlerin yaşandığı bir süreç değildir.

Zor günlerde de Osman Yüksel Serdengeçti gibi geçmişin muhasebesini yapar, kendimizi sorguya çekeriz.

"Nerde benim Ural-Altay dağlarım?
Akşam olur sabah olur ağlarım.
Gövden bir yerde başın bir yerde,
Aramıza inmiş bir demir perde, "

Hayatta tehlikelerin olduğunu da büyük başın derdinin de büyük olduğunu da Osman Bölükbaşı’nın mısralarında görürüz.

“Baş olan övünmesin ne gelirse başa gelir
Diz toprağa yaslanır da baş düşerse taşa gelir.”

Hayatta can sıkan, bizi tüketen sorunları da Mevlana’nın dediği gibi dünde bırakmalı ve Yaradan’ın bize verdiği unutma nimetinin kıymetini bilmeliyiz.

Yarın yeni bir güneş doğacağını unutmamalıyız.

“Ne kadar söz varsa düne ait
Dünle beraber gitti cancağızım
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

Can Yücel gibi iç muhasebemizi yapacağız; Ergenliğimle, gençliğimle, olgunluğum ile hesaplaşıp duracağım.
“20 yaşında ben,
35 yaşımda ben,
40 yaşımda ben ve
bugünkü ben dördümüz.
Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.”

Pablo Neruda gibi hayattan erken kopmamak için de yaşadığını hissedeceksin, hissettireceksin. Varlığını sen ve çevrendekiler de bilecek.

“Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoş görmeyi barındırmayanlar.”

Veda vakti gelince de Osman Yüksel Serdengeçti gibi veda etmeli.

“Artık iş kalmadı yarenler bizde
Tökezliyor olduk yazıda düzde
Şairdik, hatiptik, yazardık sözde”

Üç günlük dünyada üç kuruşa gönül vererek değil, gönül alarak, dost kazanarak, iyi ki varsın diyerek hayat yaşamanız dileğimle...