Nasıl bir bayram?


Bayram…
Kimi için çocukluk kokusu, kimi için özlem, kimi için ise içten içe büyüyen bir sızı demek. Ama aslında bayram, insanın kalbinde ne taşıyorsa odur. Eğer içinde sevgi varsa bayram sıcacık bir sarılış olur; eğer hasret varsa, gözlerde biriken iki damla yaş olur.
Nasıl bir bayram olsun ister insan?
Kapıların sonuna kadar açık olduğu, dargınlıkların eşiği geçemediği bir bayram…
Bir selamın bile gönül aldığı, bir tebessümün dünyaları değiştirdiği bir bayram…
Eskiden bayram sabahları başka doğardı güneş.
Çocuklar erkenden kalkar, yeni kıyafetlerini giyer, büyüklerin ellerine koşardı. Şekerin tadı ayrıydı, harçlığın değeri bambaşka… Ama en güzeli, kalplerin birbirine bu kadar yakın olmasıydı.
Şimdi ise bayramlar biraz sessiz, biraz eksik…
Kalabalık sofralar azaldı, eski kahkahalar yankı olmaktan öteye gidemiyor. Ama yine de umut var. Çünkü bayram, sadece bir gün değil; bir niyet, bir hatırlayış, bir dönüş aslında.
Nasıl bir bayram olmalı?
Kimsenin yalnız kalmadığı…
Kırgınlıkların affa dönüştüğü…
Bir telefonun, bir ziyaretin, bir “seni unutmadım” sözünün içleri ısıttığı…
Belki de bayramı güzelleştiren şey, bizim ona ne kattığımızdır.
Bir yetimin başını okşamak, bir büyüğün duasını almak, bir dostun gönlünü yapmak… İşte o zaman bayram gerçekten bayram olur.
Ama bir de görünmeyen bayramlar vardır…
İçimizde kutladığımız, kimseye anlatamadığımız bayramlar…
Bir affedişin ardından doğan huzur, bir vedanın ardından gelen kabulleniş…
İşte onlar da birer bayramdır aslında.
Bir bayram düşün…
Uzakların yakın olduğu, yolların kısaldığı…
Gurbetin içimizi acıtmadığı, sevdiklerimizin bir sofra etrafında toplandığı…
Anne kokusunun eksik olmadığı, baba duasının gölgesinde huzur bulduğumuz bir bayram…
Ve bir bayram daha düşün…
Hiç tanımadığın birine selam verdiğinde yüzünde oluşan tebessüm…
Bir garibin elini tuttuğunda kalbine dolan sıcaklık…
Paylaştıkça çoğalan, verdikçe büyüyen bir sevgi…
Çünkü bayram sadece almak değil, vermektir.
Sadece hatırlanmak değil, hatırlamaktır.
Sadece mutlu olmak değil, mutlu etmektir.
Ve belki de en gerçek bayram…
Kırık kalplerin onarıldığı,
Yorgun ruhların dinlendiği,
Unutulmuş insanların yeniden hatırlandığı zamandır.
Öyle bir bayram olsun ki…
Hiç kimse “ben yalnızım” demesin.
Hiçbir çocuk boynu bükük kalmasın.
Hiçbir anne gözyaşını içine akıtmasın.
Biraz da kendimize dönsek bu bayram…
Kırdığımız kalpleri hatırlasak, unuttuklarımızı ansak…
Belki bir özür, belki bir sarılış…
Belki de sadece içten bir “hakkını helal et”…
Zaman hızlı geçiyor…
Bayramlar gelip geçiyor, insanlar eksiliyor.
O yüzden beklememeli insan;
Sevmeyi, söylemeyi, affetmeyi ertelememeli.
Çünkü bazı bayramlar son bayram olabilir…
Bazı vedalar son vedaya dönüşebilir…
Ve bazı pişmanlıklar, ömür boyu insanın içinde bir ukde olarak kalır.
İşte bu yüzden…
Bir bayram daha geldiğinde,
Sadece kapıları değil, kalbimizi de açmalıyız.
Ve en güzel bayram…
Sevdiklerimiz hayattayken kıymet bildiğimiz bayramdır.