Ne sen sor ne ben söyleyeyim

Çünkü bazı kelimeler dile gelince küçülür,
bazı acılar anlatılınca değersizleşir.
Ben susmayı öğrendim;
her susuşumda biraz daha büyüdü içimdeki yangın.
Ne sen sor…
Zira soruların cevabı yok artık bende.
Gidenlerin neden gittiğini,
kalanların niçin yarım kaldığını
anlatacak hâlim de yok, hevesim de.
Bazı vedalar açıklama istemez;
bazı yalnızlıklar izaha kapalıdır.
Ne de ben söyleyeyim…
Çünkü anlatsam ağlarım,
ağlasam çökerim.
Ben ayakta kalmayı
içime gömerek öğrendim her şeyi.
Geceler bilir, yastık bilir;
bir de Allah…
Gerisi bilmesin, bilmek zorunda da değil.
Ve bil ki…
Suskunluğum kibirden değil,
yorgunluktan.
Çok anlattım, çok bekledim,
çok inanıp çok kırıldım.
Artık kelimeler değil,
sessizlik taşıyor beni.
Herkes bir şey sandı beni;
kimse olduğum hâli sormadı.
“Güçlü” dediler.
Güçlü olanın da yorulabileceğini
hesaba katmadılar.
Oysa en çok susanlar,
en çok çığlık atanlardır içinden.
Ben vazgeçmedim hayattan;
sadece bazı insanlardan çekildim.
Kalabalıkların ortasında
kendi içime sürgün oldum.
Ne küstüm ne beddua ettim;
sadece mesafe koydum
canımı acıtan her şeye.
Artık kelimelerim tasarruflu,
gülüşlerim mesafeli.
Kimseye hesap vermiyorum acılarımdan,
kimseye borçlu değilim suskunluğumdan.
Ben yaralarımı sessizlikle sardım;
merhemim sabır oldu.
Bir zamanlar sorulmayı bekleyen cümlelerim vardı.
Şimdi cevabı olsa bile
susmayı seçtiğim gerçekler var.
İnsan bazı şeyleri geç öğrenince anlıyor:
Her merak iyileştirmez,
her soru şifa olmaz.
Ben artık anlaşılmak istemiyorum;
yanlış anlaşılmaktan yoruldum.
Herkes kendi penceresinden baktı bana,
kimse içimdeki kırık camlara basmak istemedi.
O yüzden sustum,
o yüzden mesafeyi merhamet bildim.
Bana “değiştin” dediler.
Oysa ben sadece
eskisi gibi acıya kapı açmamayı öğrendim.
Güven dediğiniz şey
bir kez yere düşer mi,
parçalarını toplasan da
eski hâline dönmüyor.
Şimdi geçmiş,
bir anıdan ibaret değil;
bir yük, bir iz, bir öğreti.
Taşımasını bilene ağır,
unutmasını bilene sessiz.
Ben unutamadım
ama taşımasını öğrendim.
Ve bil…
Bu suskunluk bir kaçış değil,
bir varış aslında.
İnsanın kendine vardığı yerde
kalabalıkların sesi kesiliyor.
O yüzden ne sen sor,
ne de ben söyleyeyim.
Çünkü bazı hakikatler
sadece kalpte fısıldanır.
Bazı hikâyeler yazılmaz;
yaşanır
ve içte taşınır.
Çünkü her ağırlık
herkesin taşıyacağı yük değildir.