Okula uyum sürecinde ebeveynlerin fark etmeden yaptığı 7 hata

Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte çocuklar yeniden okul sıralarına döndü.

Kimi çocuk okulun ilk günlerine heyecanla başlarken kimi çocuk için evden ayrılmak, yeni bir sınıfa girmek ya da yeniden okul düzenine dönmek düşündüğümüzden daha zor olabiliyor.

Okul kapısında ağlayan, sabah hazırlanmak istemeyen, “Karnım ağrıyor” diyen ya da eve geldiğinde normalden daha öfkeli davranan bir çocukla karşılaşan ebeveynin ilk isteği doğal olarak çocuğunu rahatlatmak oluyor.

Ancak tam da bu noktada önemli bir ayrıntı var: İyi niyetle yaptığımız her şey çocuğun kaygısını azaltmayabilir.

Hatta bazı davranışlarımız farkında olmadan çocuğun okula uyumunu zorlaştırabilir.

Peki ebeveynler bu süreçte en sık hangi hataları yapıyor?

1. Çocuğun duygusunu küçümsemek

“Bunda korkacak ne var?”

“Sen artık büyüdün.”

“Ağlanacak bir şey yok.”

Yetişkin dünyasında okul tanıdık ve güvenli bir yer olabilir. Çocuk açısından ise okul; ebeveynden ayrılmak, farklı yetişkinlerle iletişim kurmak, yeni kurallara uymak, arkadaş ilişkileri geliştirmek ve günün önemli bir bölümünü evden uzakta geçirmek anlamına gelir.

Bu nedenle çocuğa “Korkma” demek, korkuyu ortadan kaldırmaz. Aksine çocuk, yaşadığı duygunun anlaşılmadığını hissedebilir.

“Biraz endişelendiğini görüyorum. Yeni bir düzene alışmak bazen zor olabilir” demek çok daha farklı bir mesaj verir.

Burada önemli bir ayrım vardır: Çocuğun duygusunu kabul etmek, kaygının yönettiği her davranışa izin vermek değildir. Ebeveyn hem sınırı koruyabilir hem de çocuğun duygusunu anlayabilir.

2. Başka çocuklarla kıyaslamak

“Bak arkadaşın hiç ağlamıyor.”

“Ablan okula başlarken böyle yapmamıştı.”

“Diğer çocuklar nasıl giriyor sınıfa?”

Çocukları motive etmek amacıyla söylenen bu cümleler çoğu zaman motive etmekten çok yetersizlik hissini güçlendirebilir.

Çünkü her çocuğun mizacı, önceki deneyimleri, ayrılığa verdiği tepki ve yeni ortamlara uyum sağlama süresi farklıdır.

Okula uyum bir yarış değildir.

Çocuğun gelişimini başka çocuklarla karşılaştırmak yerine kendi ilerlemesini fark etmek çok daha değerlidir. İlk gün sınıfa giremeyen bir çocuğun birkaç gün sonra kapıda kısa süre bekleyip içeri girebilmesi bile onun açısından önemli bir adımdır.

3. Vedayı uzatmak

Özellikle okulun ilk günlerinde en zor anlardan biri ayrılık anıdır.

Çocuk ağladığında ebeveyn tekrar sarılabilir, biraz daha bekleyebilir, geri dönebilir veya “Biraz daha burada kalayım” diyebilir. Bunların hepsi çocuğu rahatlatma isteğinden doğar.

Fakat vedanın sürekli uzaması, bazı çocuklarda ayrılığı daha da zorlaştırabilir. Çocuk ebeveyninin tereddüdünü gördüğünde kendisi de bulunduğu ortamın güvenli olup olmadığı konusunda tereddüt yaşayabilir.

Daha sağlıklı olan; kısa, sıcak ve mümkün olduğunca tutarlı bir vedadır.

Çocuk ebeveyninin gideceğini bilmeli, fakat geri geleceğinden de emin olmalıdır.

4. Çocuğa haber vermeden okuldan ayrılmak

“Beni giderken görürse daha çok ağlar” düşüncesiyle çocuk başka bir şeyle ilgilenirken gizlice ayrılmak, o an için kolay bir çözüm gibi görünebilir.

Ancak çocuk bir süre sonra ebeveyninin ortadan kaybolduğunu fark ettiğinde, ertesi gün ayrılık konusunda daha fazla kaygı yaşayabilir.

Çocuğun ebeveynine güvenebilmesi için ayrılıkların da öngörülebilir olması gerekir.

Bu nedenle vedalaşmak zor olsa bile çocuğa haber vermeden ortadan kaybolmak yerine, ayrılacağınızı ve ne zaman geri geleceğinizi onun anlayabileceği bir dille söylemek daha sağlıklıdır.

5. Okula gitmeyi ödüle dönüştürmek

“Bugün ağlamazsan sana oyuncak alacağım.”

“Okula girersen akşam istediğini alırız.”

Bu tür pazarlıklar kısa vadede işe yarayabilir. Ancak sürekli kullanıldığında çocuk okula gitmeyi dışarıdan verilecek bir ödülle ilişkilendirmeye başlayabilir.

Üstelik istemeden şu mesaj da verilebilir: “Okula gitmek o kadar zor bir şey ki bunu yapabilmen için karşılığında sana bir şey vermeliyim.”

Elbette çocuğun çabasını görmek ve takdir etmek önemlidir. Fakat bunu maddi ödüller yerine çocuğun gösterdiği çabayı fark ederek yapmak daha anlamlıdır:

“Bugün ayrılırken zorlandın ama yine de sınıfa girebildin. Çaba gösterdiğini gördüm.”

Böylece çocuğa “Hiç korkmamalısın” değil, “Korksan da bununla baş edebilirsin” mesajı verilmiş olur.

6. Okuldan gelir gelmez soru yağmuruna tutmak

“Bugün ne yaptın?”

“Öğretmenin sana ne söyledi?”

“Kimle oynadın?”

“Yemeğini yedin mi?”

“Arkadaş edindin mi?”

Ebeveyn açısından bunların hepsi meraktan doğan sorulardır. Ancak okuldan yeni çıkan çocuk gün boyunca dikkatini sürdürmüş, kurallara uymuş, sosyal ilişkileri yönetmiş ve birçok uyaranla baş etmeye çalışmış olabilir.

Bazı çocukların eve geldiklerinde önce dinlenmeye ve kendi alanlarına dönmeye ihtiyaçları vardır.

Çocuğun okul hakkında konuşması için biraz zaman tanımak çoğu zaman daha verimli olur. Ardından “Okul nasıldı?” gibi genel bir soru yerine “Bugün seni en çok ne güldürdü?” ya da “Bugünün en zor kısmı neydi?” gibi sorularla sohbet başlatılabilir.

7. Kendi kaygımızı çocuğa yansıtmak

Okula başlayan yalnızca çocuk değildir. Bir anlamda ebeveyn de yeni bir döneme uyum sağlar.

“Acaba ağlıyor mu?”

“Yemeğini yedi mi?”

“Arkadaşlarıyla anlaşabilecek mi?”

“Öğretmeni onunla yeterince ilgileniyor mu?”

Bunları düşünmek son derece doğaldır. Ancak çocuklar yetişkinlerin yalnızca söylediklerini değil; ses tonlarını, yüz ifadelerini ve davranışlarını da gözlemler.

Ebeveyn okul konusunda sürekli endişeli görünüyorsa çocuk da “Demek ki burada endişelenmem gereken bir şey var” şeklinde bir mesaj alabilir.

Bu nedenle okulun ilk günlerinde yalnızca “Çocuğum neden kaygılanıyor?” sorusunu değil, zaman zaman “Benim kaygım çocuğuma nasıl yansıyor?” sorusunu da kendimize sormamız gerekir.

Her ağlayan çocuk okula uyum sağlayamıyor değildir

Okula uyum sürecini yalnızca çocuğun okul kapısında ağlayıp ağlamadığı üzerinden değerlendirmek yanıltıcı olabilir.

Bir çocuk ilk günlerde ağlayabilir ve buna rağmen sağlıklı bir uyum süreci yaşayabilir. Burada önemli olan kaygının zaman içerisinde nasıl değiştiğidir. Çocuğun öğretmeniyle ilişki kurmaya başlaması, sınıfta daha uzun süre kalabilmesi, akranlarına yaklaşması ve okul rutinini giderek daha öngörülebilir bulması uyumun önemli parçalarıdır.

Buna karşılık yoğun okul reddi uzun süre devam ediyor, kaygı giderek artıyor, okul günlerinde tekrarlayan fiziksel yakınmalar ortaya çıkıyor veya çocuğun uyku, yeme ve günlük yaşam düzeni belirgin biçimde etkileniyorsa durumun yalnızca “alışma süreci” olarak değerlendirilmemesi gerekir. Böyle durumlarda çocuğun yaşadığı güçlüğün nedenlerini anlamak ve gerektiğinde bir uzmandan destek almak önemlidir.

Ebeveyn olarak çocuğun karşısına çıkabilecek her zorluğu ortadan kaldırmamız mümkün değil. Zaten çocukların gelişimi açısından hedef de bu olmamalı.

Bazen verebileceğimiz en güvenli mesaj şudur:

“Zorlandığını görüyorum. Yanındayım ve bununla baş edebileceğine inanıyorum.”

Çünkü okula uyum, yalnızca çocuğun artık kapıda ağlamaması değildir. Çocuğun okulda kendisini güvende hissetmesi, ait olduğu bir alan oluşturabilmesi ve ebeveyni yanında olmadığında da yavaş yavaş kendi baş etme becerilerini geliştirebilmesidir.

Yeni eğitim-öğretim yılının çocuklar için yalnızca notların ve sınavların değil; güvenli ilişkilerin, merakın, arkadaşlığın ve kendilerini keşfetmenin de yılı olması dileğiyle.