İnsan oğlunun ve tüm canlıların var olduğundan bu yana hak olan ölümün adının değiştirilip, pandemi denen bir sürecin devam ettiği ve bu sürecin yasakların sürdüğü ülkede en uzun tatili geçiren bizlerin isteyerek değil, bu zorunlu tatilde biraz daha fakirleşirken hayatın durmayıp devam ettiğini bir kez daha görmüş olduk.
Tüm dinlerin 'olduğunu bilerek yaşamaya devam et' emrine karşın birilerinin işine gelen coronayı fırsata çevirip, ölü sayıcılığı yaparak insanları korkutup, evlere kapatanların aslında hayata devam eden taraf olduklarını gördüğüm bu süreçte 5'i ünlü ve iktidara yakın olarak bilinenler olmak üzere yıllardır nimetlerinden yararlananların son iktidardan da aldıkları can suyu ile pardon elden ihalelerle hayatlarını sürdürüp, işlerine baktıklarını mevcut yoldan çıkıp önce Ovit sonra da Kop kelimelerinin bulunduğu güzergahtan Ardahan'a oradan geri, İstanbul'a dönüşümde bir kez daha görmüş oldum.
Derelerin HESlerle kapatılıp, dağların tünellerle delindiği ülkede 100 yıldır yapılmayanlar yani milyon dolarlık işlerin içeriye kapatılan halkın ödediği vergi ile yapılması bu yolları, tünelleri 'yaptım' diye övünen ama son olarak 128 milyon dolar ile deprem paraları gibi işleri sormayın diyen iktidarın devasa işleri hep aynı isim ve markalara self servisli yaptırması da dikkatimi çekti yoldan çıkıp, dağlara, taşlara kendimi vurduğum yasaklı bir dönemde
Ve ülkenin en küçük ili Bayburt ile onun ayrıldığı Gümüşhane’nin Karadeniz bölgesine düşmesinin şansıyla sahil yolu gibi yollara ve tünellere kavuşurken, Ardahan'ın da içinde bulunduğu doğunun ve 'terör var' denen güneyin neden bu hizmetlerden, müteahhitlerden yararlanmadığı da ve adına bölünmüş denilen bölge yollarının tünellerinin niye halen yarım yamalak yapılır ya da 'Onlara da var' denen projeler planlar niye raflarda bekletilir diye insanı düşündürür..
Adına Karadeniz Lobisi denen siyasilerin, iş insanlarının hak, hukuk, eşitlik derken aslında tüm işleri toptan hem de hamutlu olarak kendilerine yani bir bölgelerine ve o bölgeleri Karadeniz'i İran'a, Nahçivan'a, Gürcistan’a bağlamak için doğuya yönelik yol ve tünel yaptıklarını da görürken Karadeniz'i Doğu Anadolu’ya bağlayan Ovit ve Kop tünellerinin de yollarının da o tünel ve yollar üzerinde bulunan derelerin üzerindeki barajların da aynı Karadeniz'i iktidar ve müteahhitlerce yapıldığını, köle gibi olmasa da zorunlu, bir ekmek için çalışanlarının ise yani işçilerinin büyük bölümünün doğulular olması da dikkat çeken diğer bir gördüğümdü tatil keyfi ile değil ülkemin her yönünü göreyim, anlatayım diye çıktığım mevcut yoldan dağ, taşı aşarken...
Çünkü bu ülkede patronlar hep aynıdır ve onlar para kazanır işçiler asgari ücret köleliği yapar, kendi köyünün yolu ve suyunu getirmesi gereken devlet denene soru sormayıp, "buna da şükür" diyenlere de halk denir bu ülke de..
Böylece 7 bölgesi olan ülkede iki, bilemediniz üç bölge gelişe dursun diğer bölgeler yani doğu, güneydoğu iç Anadolu ve sayamadığımız %70'i fakir fukara olarak kalır..
Çünkü hayat devam ediyor, yaşaması gerekenler için.. Ama sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi aslında yaşarken ölen bizler ise 'öleceğiz' diye korkar, konuşmaz, istemez, haykırmaz ve ağzımıza maske takarız, 'Aman aman ölmeyelim, daha çok hizmet bekleyip, 'bugün olmazsa da yarın diye en azında umutla yaşarız, gördüklerimizle diri diri ölürken…