Perişan

Perişan olmak sadece yoksul olmak değildir. Bazen insanın cebinde para olur ama gönlü bomboştur. Bazen kalabalıkların içinde yürür ama kendini yapayalnız hisseder. İşte asıl perişanlık da budur; insanın kendi içinde kaybolmasıdır.

Bir zamanlar umutlarla kurulan hayaller, gün gelir sessizce yıkılır. İnsan ne zaman düştüğünü bile anlamaz. Bir bakmışsın dost bildiklerin uzaklaşmış, bir bakmışsın en çok güvendiğin insanlar seni yarı yolda bırakmış. O an anlarsın ki perişanlık sadece gözyaşı dökmek değil, gözyaşını silecek bir el bulamamaktır.

Geceler uzar perişan insanın dünyasında. Saatler ilerler ama sabah bir türlü gelmez. Düşünceler zihnini kemirir, hatıralar yüreğini yakar. Herkes kendi hayatına devam ederken, o aynı acının içinde dönüp durur. Ne unutabilir ne de anlatabilir.

Perişan insan, çoğu zaman derdini anlatacak bir kulak arar. Fakat herkes dinler gibi yapar, kimse gerçekten anlamaz. İçinde kopan fırtınaları kelimelere dökemez. Çünkü bazı acılar vardır ki anlatıldıkça hafiflemez, aksine yeniden yaşanır.

Bazen bir eski fotoğraf, bazen duyulan bir türkü, bazen de boş bir sokak insanı yıllar öncesine götürür. Unuttuğunu sandığı yaralar yeniden kanar. Gülümsemeye çalışsa da gözlerinin derinliğinde sakladığı hüzün kendini ele verir. İnsanlardan kaçmaz aslında; sadece anlaşılmamaktan yorulmuştur.

Perişanlığın en ağır tarafı da budur. İnsan açlığa, yokluğa, hatta yalnızlığa alışabilir. Ama değersiz hissetmeye alışamaz. Verdiği emeğin görülmemesi, gösterdiği sevginin karşılıksız kalması, fedakârlıklarının unutulması yüreğinde kapanmayan yaralar açar.

Kimi zaman bir pencerenin önünde saatlerce oturur insan. Dışarıda hayat tüm hızıyla akıp giderken, o kendi içindeki sessizliğin içinde kaybolur. Bir zamanlar kahkahalarla dolan günleri düşünür, şimdi ise derin bir yalnızlığın gölgesinde yaşadığını fark eder. Ne kadar kalabalık olursa olsun çevresi, bazı yalnızlıklar insanın içine kurulmuş bir ev gibidir; nereye giderse gitsin peşini bırakmaz.

Perişanlık bazen de susmaktır. İçinde binlerce cümle olduğu hâlde tek kelime edememektir. Çünkü insan bazı kırgınlıkları anlatacak söz bulamaz. Yüreğinde taşıdığı yük ağırlaştıkça ağırlaşır. Herkes onun güçlü olduğunu sanır ama kimse geceleri yastığına dökülen gözyaşlarını bilmez.

Fakat hayatın değişmeyen bir gerçeği vardır: Hiçbir kış sonsuza kadar sürmez. En sert rüzgârlar diner, en karanlık geceler biter. İnsan bazen en dibe vurduğu anda yeniden doğmanın eşiğine gelir. Çünkü acılar, sabretmeyi; kayıplar, kıymet bilmeyi; yalnızlık ise insanın kendini tanımasını öğretir.

Yine de hayat garip bir yolculuktur. Bugün gözyaşı döken, yarın mutluluğa kavuşabilir. Bugün perişan olan, yarın başkalarına umut olabilir. Çünkü insanı ayakta tutan şey gücü değil, yeniden başlayabilme cesaretidir.

Belki de bu yüzden bazı insanlar en güzel tebessümleri taşır yüzlerinde. Çünkü onlar gözyaşının ne olduğunu bilirler. En güzel duaları onlar ederler; çünkü çaresizliğin ne demek olduğunu yaşamışlardır. Ve en kıymetli sevgiyi onlar verirler; çünkü sevgisiz kalmanın acısını en derinden hissetmişlerdir.

Perişanlığın öğrettiği en büyük ders şudur: İnsan her şeyini kaybetse bile, umudunu kaybetmediği sürece yeniden ayağa kalkabilir. Çünkü yıkılan hayatlar yeniden kurulabilir; fakat tükenen umutlar kolay kolay geri dönmez. Bu yüzden insan ne kadar yaralı olursa olsun, içinde küçücük de olsa bir umut ışığı taşımalıdır. Çünkü bazen bir ışık, koskoca bir karanlığı yenmeye yeter.