Soroz-Senoz..

Son yılların en çekişmeli oy'un kullanıldığı Amerikalı Soros'un ortada görünmediği şu günlerde ben de ülkemde yaşanan cunta darbesi ardından sahaya çıkan ve seçimlerle gelip giden Başkanlık sistemi öncesi Bakanlık, Başbakanlık yapmış ve geçtiğimiz günlerde İzmir depremiyle birlikte aynı gün hayata göz yuman rahmetli Mesut Yılmaz'ın köyünün ismini öğreniyordum.
Deprem paralarının ne olduğu yönündeki sorulara kızarak cevap veren ve 'Daha ne istiyorsunuz yol, köprü yaptık ya' diyen Başkan Erdoğan'ın memleketi Rize'de bana Soros'u hatırlatan Rahmetli Yılmaz'ın köyü Senoz'un bağlı bulunduğu Çayelinin iç yüzünü de görüyordum.
Görüyordum.. Çünkü hemen hepimizin yanı başında, sahil yolundan geçip, 'gördüm' diye birçok şehri, kasabayı, köyü görüp, tanıdığımızı sanarak..
Eski Başbakanın ve yeni Başkanın vilayeti Rize'nin de aralarında olduğu birçok kentin adeta dudağından geçen bol tünelli sahil yoluna gelirken yanı başından geçtiğimiz onca kenti, ilçeyi, kasabayı, beldeyi ve köyü de es geçtiğimizi anlıyordum. İçtiğimiz çayın merkezlerinden olan çayeline dalarken.
Karadeniz'de bir ilki gerçekleştiren ve bağımsız milletvekili olarak meclise girmiş bir siyasetçi olan Mesut Yılmaz'ın yanı sıra Hayati Yazıcı ve Fetocu olmakla suçlanan ama THY'nın marka yapan eski genel müdürlerden Hamdi Topçu'nun ilçesi olduğunu da öğrendiğim Çayeline bağlı Senoz köyünün bana Soros'u hatırlatması da ilginçti.
"Çünkü param var, güç bende ayriyeten iktidar da bende" deyip her yerde ben dercesine ismini hastaneye, üniversiteye, okula, fidanlığa neredeyse camiye yazdırtanlara karşın gururdan, kibirden uzak bir kişiliğe sahip olan devlet imkanlarını ailesine kullanmayan ülkede olduğu gibi memleketinde gezerken olağanüstü korumalara kızıp, 'Beni benim memleketimde kimden koruyacaksınız' diyen Mesut Yılmaz'ın memleketi Çayeli, Rize ve Karadeniz boyunca görünmezken hemşerisinin ismi her yerde.
Yani biz solcuların "sağcıdır" deyip eleştirdiği ama bizden ve Başkan hemşerisinden daha demokrat olduğunu gördüğüm ve Yüce Divan'da yargılanmayı da reddetmeyip, çıktığı mahkemeden alnının akıyla çıkan Yılmaz'ın adını sağa sola tabelalar yazdırmaktansa memleketine devasa bir sahil yolu ve bölgesine yaptığı birçok hizmetiyle anıldığını görmekteydim.
Aynı ilçede çayı ve fabrikalarının yanı sıra pandeminin de verdiği korkuyla hayvancılığa çok da uygun olmayan yeşil doğasına karşın başta simental ırkından olmak üzere hayvancılığa da yöneldiğini gördüğüm, gaz çıktığıyla müjdelenen Karadeniz'e girilecek doğru dürüst bir sahili olmayan Çayelinde.
Bu arada unutmadan biri rahmetli bir Başbakan bir diğeri Başkan olan iki siyasinin partisi dışında parti MHP'nin elindedir, meclisinin çoğu da AK Partili olan Çayelinde İstanbul ve Ankara Büyükşehirin ve Esenyurt gibi bir çok yerin meclisinde yaşananlar yaşanıyor..
Yani iktidar ortağı olan ve 'Bu ülkede yoksulluk yok' derken 'Askıda ekmek' kampanyası başlatıp, Başkan Erdoğan'dan fırça yiyen MHP'li başkanın olduğu Çayeli'nde Cumhur İttifakı geçersiz bir durumda.. Çünkü MHP'li başkanın almak istediği birçok kararın çoğunlukta bulunan AK Partililerce reddedildiğini de öğreniyorum.
Ve bu durumun AK Partili olan Rize Belediye Başkanının suyundan kira aldığı Çayeli ile ittifak değil tam tersi 'Bziden değilsin' diyerek hizmetlerin önünü kesme çalışmaları içinde olduğunu da..
Evet George Soros'u bana niye hatırlattığını anımsamadığım, milliyetçi ama her geçen gün biraz daha muhafazakâr hale dönüşen Çayeli'nden çıkarken 30 yıl önce bu ilçe de iktidar olan CHP dahil başka partilerin adının geçmediğini de öğrenip, ayrılıyordum, Çay'ı, Çay fabrikalarının birinci gelir kaynağı olduğu bu ilçeden..