Söz, yazının can üflenmiş halidir.

Sözün gücünü çok hafife alıyoruz, hatta bazen yok sayıyoruz. Bu yüzden olsa gerek ki “söz uçar, yazı kalır” denilerek sözün buharlaşıp kaybolan bir şey olduğuna, buna karşın yazının kalıcılık taşıdığına sürekli vurgu yapılıyor.

Oysaki işin aslı gerçekte bunun tam tersidir. Her şeyden önce söz vardı. Söz semavidir, her güzel şeyin başlangıcı sözle hayat bulur. Bir inancının temeli sözle atılır, söz ile aydınlanmıştır kâinat, mahiyeti itibariyle nurani olduğu için semayla irtibatlıdır.

Söz efsunludur, muhatabını halden hale sokar. Sözün gücü, yazılı metinden daha tesirlidir. Çünkü muhatabının direk yüzüne söylenir, beden dili devreye girer, gözden göze gönülden gönüle bir yol açılır. Söylemek istediğimizi, istediğimiz üslupla dile getirme hakkına sahip oluruz. Karşı tarafın hissiyatına tesir etmek sizin elinizdedir. Bu yüzden her söz iki kişiliktir.

Ben çocukluğumda bana anlatılan masalları en ince ayrıntısına kadar hala hatırlıyorum. Ama aynı şeyi okuduğum hikâye kitapları için söyleyemem. Çocuklar uyumadan önce kendilerine masal anlatılmasını, okunmasından daha çok tercih ederler.

Anlatmak muhatabınızla aranızda bir bağ kurma sanatıdır. Bu yüzden görüşmelerimi telefon üzerinden ya da yazışmaktan daha çok karşılıklı konuşma, kelamlaşma üzerinden yapmaya çalışıyorum.

Ama bazı insanlar çözülmesi imkânsız bulmaca gibi, siz bütün samimi duygularınızla gözlerine bakarakta konuşsanız, muhatabınızın hissiyatına tesir etmek, çözmek ne mümkün. Size verdiği cevap bütün dillere yabancı “NoYes “arasında gidip geliyor. Siz “yes” mi dedi “no” mu dedi diye günlerce düşünürsünüz. Bazen yes ile bazen no ile avunursunuz.

Bu durum sizin sözünüzü değersiz kılmaz.Bu ahvalde konuşmak, bir boşluğa seslenmek gibi gelse de size, aslında söz ulaşılması gereken yere ulaşır. Bu yüzden hiçbir söz ilanihaye boşlukta kalmaz, muhatabını arar bulur. Yeter ki siz sözün cazibesine kapılıp, sözün gücünün arkasına saklanıp, zalim olmaya meyletmeyin. 

Üzülmeyin söz semavidir. Ancak sözün nurani iklimini yaşayanlar bilir, duyar. Hz Peygamber dışında kim işitebilirdi “oku”emrini, Hz Musa dışında kim “on iki emri” duyabilirdi ,duyurabilirdi.

Neşet Ertaş’ın sazından ve sözünden “Gönül Dağı’nı” dinlemedikten sonra hangi yürek gözleri yaşa gark edebilir. Bizim kültürümüz sözlü kültürdür. Asırlar boyu sözün pişirdiği sohbetlerden beslendik. Dilden dile kültürümüz aktarıldı. Kalplerde, hafızalarda yaşadı, yaşatıldı. Bu yüzden söz, yazının can üflenmiş halidir.

Konuştuğumuz her kelam önemlidir. Söz ağızdan çıktımı, bir yerlerde kayıt altına alınır. Sizin defter, kalem alıp kaydetmenize gerek kalmaz. Söz ağızdan uçar kulağa gider ve kalplere yerleşir. Hz Ali ne güzel buyurmuş:

Bir söz kulağa gelip orada kalıyor, kalbe ulaşmıyorsa, o söz dudaktan söylenmiştir. Bir söz kulağı aşıp kalbe ulaşıyorsa o söz gönülden söylenmiştir.”