Tebessümü kaybetmek.

Son dönemlerde belki de herkesin belini büken müthiş hayat pahalılığı dolayısı ile neredeyse yüzü gülen kimse yok, Yarın endişesi dolaysıyla görmek istediğimiz gülen yüzlerden eser yok, “Tebessüm eden yüzlere hasret kaldık” desek yalan söylemiş olmayız.

Kızımın Üniversite öğrenimi için beş yıl KKTC’nin dünyalar güzeli kenti Güzelyurt’ta kaldığımızı yakın çevremizin çoğu bilir, o günlerde uçak biletleri bu kadar pahalı olmadığı için nerede ise her hafta Sabiha Gökçen’den uçağa binip Ercan hava alanına indiğimizi biliyoruz.

Güzelyurt sıcak memleket hava her an güneşli, bizde sabah kahvaltısını Üniversiteye yakın olan bir kafede yapıyoruz, bir taraftan hellim peynirinin başrolde olduğu kahvaltıyı yaparken diğer taraftan da mis gibi demli çayları yudumluyoruz.

Sanıyorum aynı kafede üçüncü yada dördüncü kahvaltıyı yaparken kızım bana “-Baba kafeyi çalıştıran abla bana “Baban buraya üçüncü yada dördüncü kez geliyor ancak bir kez yüzünün gülmediğini görmedim suratı asık bir derdimi var.?” diye soruyor diye sorunca en kestirme olan “-Seni burada bırakıp gitme düşüncesinden olsa gerek” cevabını vermiştik.

Normal şartlarda biz surat asan bulunduğumuz ortamı geren oraya negatif enerji veren biri değiliz en azından kendimiz öyle biliyoruz ancak durumun bizim bildiğimiz gibi olmadığı etrafımızın bizi olduğumuzdan daha farklı gördüğünü de o kafede anlamış olduk.

Aslında Güzelyurt kentindeki kafenin sahibi bize “Tebessüm et inanlara pozitif enerji ver o sayede hem kendini hem de etrafını mutlu edersin” mesajı vermiş ama ilk anda biz bu mesajı almakta zorlanmışız.

Sonraları bizde bulunduğumuz ortamlarda etrafımızdaki insanlara biraz daha dikkatli bir şekilde bakmaya onların yüz ifadesinden nasıl bir ruh hali içerisinde olduklarını anlamaya çalışıyoruz.

Bize yapılan ikazdan sonra daha fazla tebessüm etmeye çalıştık, İçerisinde bulunduğumuz şartlar gülmeye, tebessüm etmeye en azından sevinmeye fazla imkan vermese de neticede var olan problemlerin çözümü adına tebessüm etmenin başlangıç noktası olduğunda karar kıldık.

Tabi sadece bizim tebessüm etmemizin kendimizden başkasına faydasının olmadığını biliyoruz, Asıl tebessüm etmesi gerekenlerin başta siyasi parti genel başkanları olmak üzere tüm siyasetçiler olması gerektiği noktasında tüm ülke insanları hemfikir.

Çarşamba günleri partilerinin grup toplantılarında ekran karşısına geçen siyasi parti liderlerinin yüz hatlarına ve söylemlerine bakıldığında neyi kast etmeye çalıştığımız daha kolay bir şekilde anlaşılacaktır.

Siyasi partilerin liderleri suratları asık bir şekilde ağızlarına geleni söylemeseler, son derece seviyeli bir yüz ifadesi ile vatandaşın karşısına çıksalar, nazik olsalar, Ülke sorunlarına seviyeli bir şekilde yanaşsalar bugün bile bambaşka bir atmosferde olabilirdi.

Bizim siyasetçilerimiz “Öfkede bir hitabet sanatıdır” diye ne işe yaradığını şu an bile bilmediğimiz bir söylem geliştirmişler, ekranların karşısında esip savuran en galiz küfürleri eden, “henüz duyulmamış galiz hakaretleri yapan siyasetçiler aynı işlemi kendi ev haklı içinde yapıyorlar mı.? şeklindeki soruya nasıl cevap verecekler, işin doğrusu bizde bilmiyoruz.

Sevgili Peygamberimiz  “Mümin kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atmanda senin için sadakadır.” diye buyururken onun ümmeti olmakla övünen insanların bu kadar acımasızlığını nereye koyacağız.?

İnanın bizde şaşkın vaziyetteyiz.