Tükendi ömrüm... Ne bir günde, ne de bir gecede. Yılların omuzlarıma bıraktığı ağır yüklerle, içime gömdüğüm sessizliklerle, kimseye anlatamadığım acılarla usul usul tükendi. Her geçen gün biraz daha eksildim. Dışarıdan bakıldığında ayakta duran bir insan gibi görünüyordum; oysa içimde sessizce yıkılan koskoca bir dünya vardı.
Bir zamanlar hayallerim vardı. Uğruna geceleri uykusuz kaldığım, sabahlara umutla uyandığım günler... Hayatın bana da güzel sürprizler hazırladığına inanırdım. Sonra zaman geçti. Her ayrılık yüreğimden bir parça kopardı, her vefasızlık umutlarımdan birini alıp götürdü. Gülümsemeyi unutmadan önce gözyaşlarım konuşmayı öğrendi. Söylenemeyen sözler, içimde büyüyen bir sessizliğe dönüştü.
İnsan en çok anlaşılmadığında yoruluyor. Herkes dilinden çıkan "iyiyim" sözünü duyuyor ama o sözün ardına gizlenen feryadı kimse fark etmiyor. Çünkü bazı acılar sessiz yaşanır. Çığlık atmaz, ses çıkarmaz; sadece insanın yüreğini ağır ağır tüketir. En ağır yük de kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği yüktür.
Yıllar bana çok şey öğretti. Her dost görünenin dost olmadığını, her gülümseyenin samimi olmadığını, her kalabalığın yalnızlığı unutturmadığını gördüm. En derin yaraları yabancılardan değil, en çok güvendiklerimden aldım. Meğer insanı yoran yollar değilmiş; insanı yoran, kırıldığı hâlde yürümeye devam etmekmiş.
Mevsimler değişti. Baharlar geldi, çiçekler açtı, kuşlar yuvalarına döndü. Fakat benim içimde uzun süren bir kış vardı. Dışarıda güneş doğarken içimde geceler bitmedi. Nice sabahlara umutla uyanmak istedim ama geçmişin izleri peşimi bırakmadı. Hatıralar bazen en sadık dost, bazen de en ağır yük oldu.
Bazen bir pencerenin önünde saatlerce uzaklara baktım. Gidenleri düşündüm, dönmeyecek olanları düşündüm. Yarım kalan hayalleri, söylenemeyen sözleri, zamanında sarılamadığım insanları düşündüm. O an anladım ki insanı yaşlandıran yıllar değil; içinde taşıdığı özlemler, pişmanlıklar ve suskunluklardır.
Ne kadar güçlü görünmeye çalışsam da içimde hep sessizce ağlayan bir çocuk vardı. Herkes dimdik durduğumu sandı. Oysa ben, her defasında kırılan parçalarımı kimseye göstermeden toplamaya çalışıyordum. Çünkü acıyı en derinden yaşayanlar, çoğu zaman en sessiz kalanlardır.
Bir ömür boyunca kimseyi incitmemeye çalıştım. Bir gönül kırmaktan hep korktum. Kendi yaralarımı saramasam da başkalarının yarasına merhem olmayı istedim. Birilerini mutlu etmeye çalışırken kendimi unuttum. Herkese yetişmeye uğraşırken kendi yorgunluğumu görmezden geldim. Belki de en büyük kaybım buydu.
Bugün aynaya baktığımda yüzümde yılların bıraktığı izleri görüyorum. Her çizgi yaşanmış bir acının, her beyaz saç teli uykusuz gecelerin, sabırla taşınan yüklerin sessiz hatırası gibi duruyor. Ama bütün bunlara rağmen vicdanımı kaybetmedim. İyiliğimden vazgeçmedim. Merhametimi kirletmedim. Çünkü insanı gerçekten ayakta tutan, sahip oldukları değil; kaybettiklerine rağmen koruyabildiği güzel ahlâkıdır.
Belki ömrüm tükendi, belki gücüm eskisi gibi değil. Ama dualarım tükenmedi. İnancım eksilmedi. Hâlâ biliyorum ki en karanlık gecenin ardından mutlaka bir sabah doğar. İnsan bazen umutla değil, inancıyla ayakta kalır.
Ve bir gün bu dünya da geride kalacak. Ne mal kalacak, ne makam, ne alkış, ne de övgüler... Geriye yalnızca dokunduğumuz hayatlar, kırmadığımız kalpler, ettiğimiz dualar ve ardımızda bıraktığımız güzel izler kalacak.
Eğer bir gün ardımdan bir cümle söylenecekse, sadece şu olsun:
"Tükendi ömrü... Ama insanlığını tüketmedi. Çok yoruldu ama kimseye yük olmadı. Çok kırıldı ama kimsenin kalbini kırmadı. Sessiz yaşadı, sessiz gitti; ardında dua ile anılacak güzel bir isim bıraktı."