Uzakların seni beklediğini sanıyorsun

Yaz ayıydı, hava sıcaktı.

Adam kirli ve gürültülü bir sabahında bir kasabanın tozlu kaldırımında bekleyen bir kadın için açtı arabasının kapısını.

Arabasının ışıltılı renkleri solmuş kirlenmiş camları kadın oturunca koltuğa ışıldayıverdi.

Kısa ve karmaşık sokakları geçtiler, uzun trafik ışıklarında beklediler.

Tenha yolların sonunda yeşilden bıkmış mekanlara vardılar.

Rüzgârlı yazın sıcağının el sürmediği, denizin hoyrat dalgaları karşıladı onları.

Küçük pansiyonlarda soluk suratlı kadınlar, işlerinden zevk almayan erkekler çalışıyordu.

Pansiyonlar dolu, insanlar kalabalık ama yüreklerde kocaman yalnızlıklar.

Derinlerde ışıksız küçük pencereli bir odaya yerleştiler.

Çarşaflarda çivit kokusu, banyoda eski bir şofben, pencerede solmuş bir kasımpatı.

Sokaklarda davudi sesleri ile satıcılar, dükkanlarda rutubetli toz kokusu, sahilde dalga ve rüzgârdan yorulmuş çocukların bezgin yüzleri, lokantalarda yeknesak bir lezzetsizlik.

Kadın ve adam o gece sadece uyudular.

Yaz ayıydı hava sıcaktı. Kirli ve gürültülü bir kasabadan yola çıkmıştı adam ve kadın. Arabanın kirli camları kadının gözlerinde yıkanıvermişti. Renkli ve temiz sokaklardan geçtiler.

Kalabalık caddeler, zeytin kokan yolları bitirdiler. Meydanlarında nazlı akan çeşmeleri, gürültü ile kâğıt oynayan köylüleri, haylaz sokak köpekleri olan, denizi huzurlu, sokakları neşeli mekanlara vardılar. Mekanların meydanları biberiye, solmaya durmuş çiçek ve anason kokuyordu.

Bahçesinde eski bir çadır kurulmuş bir otele yerleştiler.

Pencerelerinden ışık, cam kenarlarından azgın çiçekler sallanıyordu.

Tahta merdivenli güneşlikler, kenarlarda güneşten mutlu kedilerin mırıltısı.

Sabah kahvaltılarında lezzetli peynir ve zeytin kokusu, çay bardaklarında ekşi bir tıkırtı. Sahilde huzurlu ve sıcak kumlar, şemsiyelerin altında içi soğutan meyve tadı.

Yüzülen kıyılarda iyot ile boyanmış turkuaz, uzaklarda balıkçı kayıkları.

Akşam lezzetli yemek ve radyoda şarkılar. Adam ve kadın o gece sadece sevdalarını yaşadılar.

Yaz ayıydı hava sıcaktı. Kirli ve gürültülü bir kasabada adam ve kadın sarıldılar birbirlerine.

Adam arabasının kapısını açtı. Çantasını koltuğa yerleştirdi, avucundaki kolyeyi cebine koydu.

Arabayı çalıştırdı bir an döndü geriye tekrar baktı kadın tebessüm ile el sallıyordu.

Yollar tozlu sokaklar kirliydi. Solgun sokaklardan geçti, uzun vadiler indi çıktı.

Geniş bir tepede durdu. Aracından indi yüksekten denize baktı uzun uzun. Bir uzun burun bir yanında yeşilden yorulmuş rüzgârlı ve hüzünlü bir kıyı.

Mutsuz insanlar kıyıda denize bakıyor, diğer tarafında bu burnun rengârenk bir kasaba, sahilinde neşeli çocuklar haylazlık yapıyor. Bir burnun iki yanındaki bu başkalıkları seyretti adam. Yeşilden yorulmuş sahilde hava kararınca sadece oda ışıkları kaldı, silik ve mutsuz.

Oysa neşeli kasabada gece sokakları dolduran bir mutluluk ile sanki güne yeni başlıyordu.

Yaz ayıydı hava sıcaktı.

Adam uzun süre seyrettiği tepeden bindi arabasına, indi yeni caddelere.

Yeni caddelerde bazı lambaların altında huzur, bazlarında neşe, bazılarında alabildiğince yalnızlık vardı.

Caddelerden yayılan renklilik aslında olanca kalabalık içinde ne kadar yalnız kalabileceğini anlatıyordu adama. “Tercihler” dedi kendi kendine. “Aslında aynı sokakta bile insanın kaderini değiştirebilir. Yaşamak inadına değil bilerek ve isteyerek olduğunda güzel galiba” dedi.

Arabasının açık camından içeri bir eski şarkı, alkollü alkışların sesi, lezzetli yemeklerin kokusu ve rüzgâr ile taşınan hayaller girdi. Yolun devamına baktı. Farların aydınlattığı alüminyum renkli yol kenarlarını gördü.

Uzakların onu beklediğini biliyordu.

Sanıyordu ya da. Oysa biliyordu ki her uzak aslında yeni bir yalnızlıktır.

Yaz ayıydı hava sıcaktı adam uzaklaşıyordu.

Uzaklarda daha da çok yalnızlaşıyordu.