Varsın kimse anlamasın içimde kopan fırtınaları…
Herkes gülen yüzüme baksın, ben geceleri sessizce içime ağlamayı bilirim.
Bazı yaralar vardır ki anlatılmaz; kelimeler yetmez, cümleler eksik kalır.
İnsan bazen derdini anlatsa da anlaşılmadığını hisseder. İşte o zaman suskunluk daha ağır basar. Çünkü bazı acılar, yalnızca sahibinin omzunda taşınır.
Varsın kimse bilmesin neyi kaybettiğimi…
Kimi toprağa gömdüm, kimi hayallerimin içine…
Kimi göz göre göre uzaklaştı benden, kimi de en yakınken yabancı oldu.
Ben yine de dimdik durmayı öğrendim. İçim yansa da dışımda bir tebessüm bırakmayı öğrendim.
Herkes mutluluğu kalabalıklarda ararken, ben yalnızlığın içinde kendimi buldum.
Çünkü insan en çok sessizlikte tanır kendini.
Bir odanın karanlığında, gece yarısı tavana bakarken düşünür hayatı…
Kim için kırıldığını, kim için savaştığını, kim için yorulduğunu…
Ve bazen insan…
En çok da “iyiyim” derken tükenir.
Kimse fark etmez gözlerinin içindeki yorgunluğu.
Çünkü bu dünyada herkes kendi derdine yetişmeye çalışırken,
Bir başkasının sessiz çığlığını duymaya vakit bulamaz.
Ben de anlatmaktan vazgeçtim artık…
Çünkü her derdin bir dinleyeni yokmuş meğer.
Bazıları yalnızca merak eder,
Bazıları geçici bir acı sanır,
Bazıları da seni anlamadan yargılar.
Oysa insan bazen sadece anlaşılmak ister.
Bir omuz, bir sıcak söz,
“Ben seni anlıyorum” diyen bir çift göz ister.
Ama olmayınca da susmayı öğreniyor işte…
İçine konuşuyor, içine ağlıyor, içine gömüyor her şeyi.
Gece olunca daha çok konuşuyor insanın içi…
Gündüz susturduğun ne varsa,
Karanlıkta tek tek çıkıyor ortaya.
Bir şarkı yetiyor bazen geçmişi geri getirmeye…
Bir sokak, bir koku, bir kelime…
İnsan en çok unutamadıklarıyla sınanıyor.
Varsın kimse bilmesin hangi cümlede kırıldığımı…
Hangi vedada içimin sustuğunu…
Hangi gece sabaha kadar uyumadan geçmişi düşündüğümü…
Ben alıştım artık acıyı içimde büyütmeye.
Ama şunu öğrendim;
İnsan ne kadar yorulursa yorulsun,
İçinde küçücük de olsa bir umut taşıyor.
Belki bir gün biri gerçekten anlar diye…
Belki bir gün yaralarına dokunmadan seven biri çıkar diye…
Çünkü insan tamamen vazgeçse bile,
Kalbi vazgeçmiyor işte…
Bir yerlerde hâlâ iyi insanların olduğuna inanmak istiyor.
Ve ben…
Bunca kırgınlığa rağmen hâlâ kimseye kötülük düşünemiyorsam,
Bu benim kaybedişim değil;
İnsan kalabilmiş olmamdır.
Belki de insanı insan yapan şey;
İçinde kopan kıyameti kimseye göstermeden yaşayabilmesidir.
Çünkü bazı insanlar yaralarını bağırarak değil, susarak taşır.
Ve gün gelir…
Herkes gider, herkes unutur, herkes değişir.
Ama insanın içinde sakladığı o kırık hikâyeler hep aynı yerde kalır.
Olsun…
Varsın kimse anlamasın.
Ben içimde taşıdığım acılarla da yaşamayı öğrendim.
Yıkıla yıkıla güçlenmeyi,
Susarak olgunlaşmayı öğrendim.
Bazı insanlar konuşarak büyür,
Bazılarıysa acıyla…
Ve ben artık anladım ki;
Hayatta herkes seni duyabilir ama herkes seni anlayamaz.
Bu yüzden kendimi anlatmak için yorulmuyorum artık.
Çünkü gerçek duygular, yalnızca yüreği olanın hissedebileceği kadar derindir.
Bırak herkes bildiği gibi görsün beni…
Kimse içimde taşıdığım yükü bilmek zorunda değil.
Bazı dertler anlatılmak için değil,
Sessizce yürekte taşınmak içindir.
O yüzden…
Varsın kimse anlamasın…
Ben yine de kırılmadan sevmeyi,
Yıkılmadan yaşamayı,
Ve içimde kopan fırtınalara rağmen ayakta kalmayı bilirim…