Bazı geceler vardır; ışığı kapatsan da karanlık susmaz.
Yastığa başını koyarsın ama gözlerini değil, hatalarını kapatırsın.
Vicdan azabı işte tam da budur…
İnsanın kendisinden kaçamaması.
Yanlış yaptığını herkes unutabilir, zaman bile örtebilir üstünü;
Ama vicdan, en küçük ayrıntıyı bile saklar.
Bir bakış, söylenmeyen bir özür,
Zamanında tutulmayan bir söz…
Hepsi birikir içinde
Ve en sessiz anında konuşur.
İnsan en çok haklıyken sustuklarına yanar.
“Sonra söylerim” dediklerine,
“Nasıl olsa anlar” diye ertelediklerine…
Çünkü bazı cümlelerin bir daha söylenme vakti olmaz.
Gidenin ardından kurulan her cümle,
Vicdanın darağacına asılan bir pişmanlıktır.
Varlığında kıymet bilmeyip,
Yokluğunda değer biçtiğimiz insanlar vardır.
Onlara olan borç, para ile ödenmez.
Bir “keşke” ile de kapanmaz.
Vicdan azabı,
Geç kalmanın adıdır çoğu zaman.
Bazen insan başkasını kırdığını sanır,
Oysa en derin yara kendinedir.
Çünkü vicdan azabı,
Affedilmeyi değil,
Hak edilip edilmediğini sorgular.
“Keşke” kelimesi dudaktan dökülür ama
Asıl yankısını kalpte bırakır.
Her pişmanlık bir aynadır insanın karşısına dikilen.
Ve o aynada gördüğün yüz,
Başkalarına gösterdiğin yüz değildir.
Daha yorgun,
Daha sessiz,
Daha gerçek bir sen bakar sana.
Bazı yükler vardır,
Anlatılamaz…
“Ben haklıydım” demek yetmez,
Çünkü vicdan haklıyı değil,
Doğruyu sorar insana.
Ve bazen haklı olmak,
İnsanı temize çıkarmaz.
En ağır yük omuzda değil, yürekte taşınır.
Ve kimse görmez onu.
Gülersin, konuşursun, yaşar gibi yaparsın…
Ama içinden bir ses hep aynı şeyi fısıldar:
“Daha farklı olabilirdin.”
İnsan bazen affedilmek ister,
Ama asıl korkusu affedilmektir.
Çünkü affedilince,
Bahaneler biter.
Ve insan,
Çıplak hâliyle kalır vicdanının karşısında.
Herkesle barışabilirsin,
Kendin hariç…
Gece sustuğunda dünya,
İçindeki mahkeme başlar.
Savcı sensin,
Yargıç sensin,
Ve en ağır cezayı da yine sen kesersin.
Bazı pişmanlıklar vardır ki,
Telafisi yoktur.
Ne zaman,
Ne mesafe,
Ne de yeni insanlar silebilir.
Onlar insanın içine gömülür
Ve her gülüşte biraz daha sızlar.
İnsan “unuttum” der,
Ama vicdan “bekliyorum” der.
Bir gün,
Hiç beklemediğin bir anda,
Bir koku, bir ses, bir isim
Her şeyi geri getirir.
Ve anlarsın ki,
Bazı acılar hatırlanmak için susar.
Vicdan azabı bazen bir dua olur,
Ama kabulü yoktur.
Ellerini açarsın,
Ama cevap gelmez.
Çünkü bazı dualar,
Geç kalındığı için
Göğe değil,
İnsanın içine düşer.
Vicdan azabı ceza değildir;
Hatırlatmadır.
İnsana, insan olduğunu unutturmamak için verilen bir sızı…
Ve belki de tek tesellisi şudur:
Hâlâ canını acıtıyorsa,
İçinde hâlâ bir insan kalmıştır.
Ve insan,
En çok da şuna yanar:
Daha iyi biri olabilecekken
Olmamış olmasına…
İşte bu yüzden,
En uzun yol insanın içindedir.
Ve vicdan azabı,
O yolun bitmeyen yürüyüşüdür.