Ne garip…
İnsan en çok da kendi dünyasında yabancı olurmuş.
Kalabalıkların ortasında yürürken, kimseye değmeden geçebilmekmiş asıl yalnızlık.
Bir selamın içtenliğini arayıp, bakışların soğuk duvarına çarpmakmış…
Biz bu dünyaya ait değilmişiz gibi yaşıyoruz artık.
Sokaklar tanıdık ama insanlar uzak,
Gülüşler var ama samimiyet yok,
Sözler çok ama anlam eksik…
Eskiden bir çayın buharında dostluk vardı,
Şimdi en sıcak sohbetler bile buz gibi.
Herkes bir yerlere yetişme telaşında,
Ama kimse kimseye yetişemiyor aslında.
Kalbimiz bir köşe arıyor,
Dinlenmek için değil…
Anlaşılmak için.
Çünkü insanın en büyük yorgunluğu bedeninde değil,
Ruhunda başlıyor.
Bir zamanlar “biz” olan her şey,
Şimdi “ben”e sıkışmış.
Paylaşmak yerine saklayan,
Sevmek yerine hesaplayan bir dünya olmuş burası.
Ve biz…
Biraz eski, biraz kırık, biraz suskun insanlar…
Bu yeni düzene uyamayanlar…
Kalbiyle yaşayanlar…
İşte bu yüzden yabancı kaldık dünyaya.
Ne kirlenebildik onlar gibi,
Ne de alışabildik bu sessiz çürümenin ortasına.
Ama bil ki…
Yabancı olmak bazen en büyük temizliktir.
Çünkü herkesin kirine bulanmak yerine,
Kendi yalnızlığında temiz kalabilmektir.
Belki de biz kaybolmadık…
Sadece yanlış kalabalıkların içinde durduk.
Ve şimdi anlıyoruz ki,
İnsan bazen dünyaya değil…
Dünya insana yabancı olurmuş.
Ve geceler…
En çok geceler anlatır içimizin sesini.
Gündüz susturduklarımız,
Karanlıkta dile gelir usulca.
Bir pencere kenarında,
Şehrin ışıklarına bakarken anlarız…
Aslında o kadar da kalabalık olmadığımızı.
Bir odanın içinde bile eksik kalabildiğimizi.
Kalbimiz geçmişte bir yerlere takılı kalmış sanki,
Bir sözde, bir bakışta, yarım kalan bir vedada…
Zaman ilerliyor ama biz,
Aynı duygunun içinde dönüp duruyoruz.
Kimse fark etmiyor belki ama,
İçimizde sessiz bir çöküş var.
Gülüşlerimiz alışkanlık olmuş,
Sevinçlerimiz ise hatıra…
Ve yine de yaşıyoruz.
Belki alışarak, belki kabullenerek…
Ama en çok da hissederek.
Çünkü biz,
Hâlâ incinebilenlerdeniz.
Bu yüzden ağır geliyor dünya bize.
Bu yüzden yabancıyız.
Çünkü bu çağ,
En çok hissedenleri yoruyor.
Ama bir gün…
Bir yerde, bir anda…
Aynı kalpten bakan birine rastlarsak,
İşte o zaman bu yabancılık
Yavaş yavaş çözülür içimizde…
Ve belki o gün,
Yıllardır içimizde taşıdığımız o sessizlik,
Bir anda dile gelir.
Bir “anlıyorum” sözüyle,
Bir bakışın sıcaklığıyla çözülür düğümler.
Çünkü insan en çok anlaşılınca dinlenir.
Ve en çok sevildiğini hissettiğinde
Yeniden ait olur hayata.
O zaman dünya yine aynı dünya olur belki…
Ama biz değişiriz.
İçimizde bir umut filizlenir,
Kırık yerlerimiz yavaşça onarılır.
Ve anlarız ki;
Yabancı kalmak kader değilmiş,
Sadece doğru kalbi bulana kadar
Bir yolculukmuş…
Belki