Bugün sahip olduğumuz makamlar, servetler, alkışlar ve övgüler... Hepsi bir gün geride kalacak. Dünya, insana emanet edilen kısa bir yolculuktan ibarettir. Kimi bu yolculuğu iyilikle süsler, kimi hırsla tüketir. Fakat hiçbir yolcu, varacağı son menzili değiştiremez.
Bir gün gelecek; ne kalabalıklar yanımızda olacak ne de övündüğümüz nimetler. Sessizce Hakk'ın divanına varacağız. O gün ne dil bahane üretecek ne de vicdan susabilecek. Yapılan her iyilik, söylenen her güzel söz, dökülen her gözyaşı ve kırılan her gönül bir bir önümüze konacaktır.
Bugün gizli sandığımız her şey, yarın apaçık ortaya çıkacaktır. Gözlerden uzak işlenen iyilikler de kötülükler de eksiksiz karşılığını bulacaktır. Çünkü ilahi adalet ne unutur ne de yanılır. İnsanları kandırmak mümkün olabilir; fakat Hakk'ın huzurunda hiçbir perde, hiçbir mazeret geçerli olmayacaktır.
İnsan bazen bir yetimin başını okşamanın, bir garibin elinden tutmanın, bir gönlü onarmanın ne kadar büyük bir hazine olduğunu fark edemez. Oysa Hakk'ın katında en ağır gelen amel, samimiyetle yapılan iyiliktir. En büyük kayıp ise kibirle, bencillikle ve kul hakkıyla geçen bir ömürdür.
Dünya, ebedî kalınacak bir yurt değildir. Nice hükümdarlar, nice zenginler, nice güçlü insanlar bu dünyadan eli boş göçüp gittiler. Geriye yalnızca yaptıkları iyilikler veya bıraktıkları kötülükler kaldı. İnsan, malıyla değil; ahlakıyla, merhametiyle ve ardından bıraktığı hayır dualarıyla hatırlanır.
Yarın Hakk'ın divanında, "Ne kadar kazandın?" diye sorulmayacak. "Ne kadar sevdin? Kaç gönül yaptın? Kaç mazlumun gözyaşını dindirdin? Kaç yetimin duasına ortak oldun?" diye sorulacaktır. Çünkü dünya malı burada kalır; fakat güzel ahlak, temiz niyet ve salih ameller sonsuzluğa bizimle birlikte gider.
Belki de en büyük pişmanlık, yapılabilecek bir iyiliği ertelemek olacaktır. "Yarın yaparım." dediğimiz nice güzel davranış, belki de hiçbir zaman yapılamayacaktır. Çünkü bize verilen nefesin bir sonraki anına bile sahip değiliz. O hâlde bugünün kıymetini bilelim. Gönül alalım, helallik isteyelim, affedelim ve affedilmeyi umalım.
Kimsenin kalbini kırmayalım. Yetimin duasını, mazlumun ahını, anne ve babanın rızasını, komşunun hakkını, dostun vefasını hafife almayalım. Her sözümüzü tartalım, her adımımızı düşünelim. Çünkü yarın her sözün ve her adımın hesabı tek tek sorulacaktır.
Unutmayalım ki yarın Hakk'ın divanında ne makamın itibarı kalacak ne de servetin değeri. Orada yalnızca iman, ihlas, samimiyet ve ameller konuşacaktır. Dünyada alkışlananlar değil, Allah'ın rızasını kazananlar gerçek kurtuluşa erecektir.
Öyleyse gelin, daha vakit varken kalplerimizi kin ve kibirden arındıralım. Sevgiyi çoğaltalım, merhameti büyütelim, doğruluktan ayrılmayalım. Bir gün bu dünyanın kapısı hepimize kapanacak; fakat ebediyetin kapısı yaptığımız amellerle açılacaktır.
Rabbim, bizi o büyük günde yüzü beyaz, hesabı kolay, kalplerimizi kibirden, riyadan ve kul hakkından muhafaza etsin. Ardımızdan hayır duaları bırakmayı, huzuruna da tertemiz bir kalple varmayı hepimize nasip eylesin.
Çünkü yarın Hakk'ın divanında susan diller değil, konuşan ameller olacaktır.