Yaşayan ölüler

Bazıları nefes alır, ama yaşamaz…
Gözleri açıktır, ama görmez…
Kalbi atar, ama hissetmez…
Bu dünyada iki türlü insan vardır:
Ya gerçekten yaşayanlar…
Ya da sadece var olanlar.
Sokaklarda yürürken görürsünüz onları.
Kalabalıkların içinde, sessiz bir kayboluş…
Gözleri dalgın, bakışları donuk…
Dudakları kıpırdar, ama kelimeleri ruhsuz…
İşte onlar… yaşayan ölülerdir.
Bir zamanlar umutla bakan o gözler,
Şimdi boşluğa açılan birer kuyu gibi.
Bir zamanlar sevgiyle çarpan o yürek,
Şimdi içinde sessiz bir mezar taşır.
Geceleri uykusuz bırakan hayalleri vardı onların,
Sabahı bekleten sevdaları…
Bir “belki”ye tutunan duaları,
Bir “keşke”ye sığınan yalnızlıkları…
Ama hayat, en acı yüzünü gösterdiğinde,
İçlerinde bir şeyler sessizce öldü.
Ne bir mezar kazıldı o duygulara,
Ne de bir dua okundu ardından…
Kendi içlerinde gömdüler kendilerini,
Kendi kalplerinin karanlığına…
Zaman geçti…
İnsanlar değişti…
Sesler uzaklaştı…
Ve onlar, en çok da kendilerinden koptular.
Artık ne sevinç taşar gözlerinden,
Ne de acı dökülür dillerinden.
Çünkü bu hayatta en çok konuşanlar değil,
En çok susanlar yorulur.
Bir insan nasıl ölür bilir misin?
Toprağa girince değil…
Unutulunca da değil…
En çok da anlaşılmadığında ölür insan.
Kimi bir sözle kırılır,
Kimi bir bakışla dağılır,
Kimi de hiç kimsenin fark etmediği bir anda
İçinden sessizce yıkılır…
Ve işte o yıkılış,
En gürültüsüz ölümdür.
Anlatmak isteyip de susmak zorunda kaldığında,
İçindeki fırtınayı kimseye duyuramadığında,
Kalabalıkların ortasında yapayalnız kaldığında…
İşte o an, bir parça daha eksilir insandan.
Aynaya baktığında kendini değil de
Yabancı bir yüz gördüğünde,
Gülüşlerinin bile sana ait olmadığını hissettiğinde,
Anlarsın artık…
Sen de onlardan birisin.
Ve bir gün gelir…
Ne mücadele edecek gücü kalır,
Ne de yeniden başlayacak umudu…
Sadece yaşar gibi yapar.
Güler, ama içten değil…
Konuşur, ama anlatmaz…
Yürür, ama bir yere varmaz…
Bir selam verir, ama içinde sıcaklık yoktur…
Bir el uzatır, ama tutacak gücü yoktur…
Bir dua eder, ama inancı bile yorgundur…
Onlar ne gitmiştir bu dünyadan,
Ne de kalabilmiştir tam anlamıyla.
Bir arada kalmış ruhları,
Ne hayata tutunur ne de vazgeçer hayattan.
Gece olunca daha çok konuşur içleri…
Gündüz susan ne varsa, karanlıkta dile gelir.
Ama kimse duymaz…
Çünkü yaşayan ölülerin sesi,
Sadece kendi içlerinde yankılanır.
Ve en acısı da şudur…
Kimse onların öldüğünü fark etmez.
Çünkü hâlâ yürüyorlardır…
Hâlâ konuşuyorlardır…
Hâlâ “iyiyim” diyorlardır…
Oysa içlerinde çoktan bir cenaze kaldırılmıştır.
Çünkü bazı insanlar,
Ölümü beklemez…
Onlar çoktan ölür de,
Hayat onları gömmeyi unutur.
Ve geriye sadece şu kalır:
Sessiz bir beden,
Yorgun bir ruh,
Ve kimsenin okuyamadığı bir iç hikâye…