Yavru vatanın gazi şehri Mağusa


Kıbrıs’ta ikinci günümüzde program Gazi Mağusa’yı gezmekti. Geziye katılacakları farklı otellerden toplayan rehberimiz, Beşparmak dağlarını aşarak adanın güney kısmına gideceğimizi söyledi. 170 Km doğudan batıya doğru uzanan Beşparmak Dağları’nın en yüksek noktası 1024m yükseltiye sahip Selvili Tepe’dir. Onun yanında ikinci yüksek nokta yumruk şeklinde bir eli anlatan Beş Parmak Tepesi’dir. Girne’nin sahilden doğuya doğru devam ederek Geçitkale geçidinden geçerek Tuzla Köyü yakınlarında bulunan St. Barnabas Kilisesi ve Manastırı Müzesine geldik.

St. Barnabas Kilisesi
St. Barnabas, Salamis'te doğmuş Yahudi bir ailenin oğlu olup, eğitimini Kudüs'te yaptıktan sonra Kıbrıs'a dönmüş ve MS 45 yılında St. Paul ile birlikte Hristiyanlığı yaymak için çalışmalara başlamıştır. Bu çalışmalarından dolayı, kendi vatandaşları tarafından öldürülür ve cesedi, geceleyin taş bağlanarak denize atılmak üzere bataklığa saklanır. Bu olayları izleyen St. Barnabas’ın öğrencilerinden bir kısmı, cesedi gizlice alıp, Salamis'in batısında bir harnup (Keçiboynuzu) ağacının altındaki yeraltı mağarasına gömerler ve göğsüne de beraberinde taşıdığı St. Mathews'un yapmış olduğu İncil'in kopyasını koyarlar. Durumu öğrenen Yahudiler öğrencileri Lefkoşa'nın Paraskevi Mağaraları'na kadar kovalarlar ancak izlerini kaybederler. Öğrenciler de Karavostasi Limanı'ndan hareketle Mısır'a kaçarlar, Kıbrıs'ta cesedin yerini kimse bilmediği için, ceset uzun süre gizli kalır. 432 yıl sonra Piskopos Anthemios rüyasında cesedin saklı olduğu yeri görür ve mezarın açılmasını emreder. Mezar açılınca, cesedin göğsündeki St. Mathews incilinden, cesedin St. Barnabas'a ait olduğu anlaşılır. Piskopos Anthemios, St. Barnabas'in kemiklerini ve İncil'i İstanbul'a götürüp, İmparator Zeno'ya sunar, bunun üzerine İmparator Zeno da Kıbrıs Kilisesi'nin özerkliğini ilân edip, St. Barnabas'ın bulunduğu yere bir manastır inşa edilmesi için para bağışında bulunur. Manastır MS 477 yılında inşa edilir. Bugünkü şekli ise, 1756 (Osmanlı devri) yılında Başpiskopos Philotheos tarafından verilir. 1974 Barış Harekâtı sonrasında, gönüllü olarak kalan üç kardeş papaz işlevini devam ettirir. Ancak, yaşlılık ve hastalıktan dolayı üç kardeş papazın 1976'da Güney'e geçmesiyle burası orijinal şekli ile korunarak ziyarete açılır ve Manastır dahilindeki Kilise’de çeşitli ikonlar, duvar resimleri ve diğer malzemeler teşhir edilir.
St. Barnabas Kilisesi’ni ve hemen arkasındaki eski eserler müzesini gezdik. Bahçede bulunan kafeteryada nar ve portakal karışımı suyumuzu içerek serinleyerek dinleniyoruz ve kapalı Maraş’a gitmek için yola çıkıyoruz.

Kapalı Maraş
St. Barnabas Kilisesi’nden sonra Yavru vatanın gazi şehri Mağusa'ya geldik. Polis kontrolündeki kapalı Maraş bölgesine yürüyerek girdik. Kıbrıs'ın en güzel plajlarının yer aldığı, altın renkli kumsalı ve masmavi denizi, konaklama ve eğlence mekânlarıyla bir zamanlar Ortadoğu'nun Las Vegas'ı olarak anılan Maraş, Amerikan kovboy filmlerindeki terk edilmiş kasabalar gibi... O dönemde Maraş’ta; 4649 konut, 24 sinema ve tiyatro salonu, 3 bin dükkân (ticari yapı), 10 bin yatak kapasiteli 45 otel ve 60 apart otel, 99 eğlence merkezi (restoran, kafe, bar, kabare, taverna vb.), 143 yönetim ofisi (idari büro), 21 banka şubesi, 380 inşaat hâlindeki bina, Türkçe, İngilizce ve Yunanca 8500 kitabın yer aldığı bir devlet kütüphanesi bulunmaktaymış.
Maraş, 1974'te Kıbrıs Harekâtı’nın ardından askeri bölge olarak yerleşime kapatılmış, hayalet şehre dönüşmüş. Ada'yı ikiye ayıran Yeşil Hat'ın kuzeyindeki bu tampon bölgenin bir bölümü Ekim 2020’de ziyaret açılarak, geçmişi olduğu gibi yansıtan bir açık hava müzesine dönüşmüş.
Maraş’ta, birçok Kıbrıslının anıları ve hayalleri de yarım kalmış. 1974'te tarih adeta burada donmuş. Birçok işyerinin, markanın tabelaları halen yerinde duruyor. Geniş caddeleri, gelip geçecek insanları, alışveriş yapacak müşterileri bekliyor. Yetmişli yılların camları kırık trafik ışıkları ne zaman yanıp sönecek? Çatışmaların harap ettiği bina duvarlarını ve yıkıntıları kim ne zaman tamir edecek? Yarım asırdır "hayalet şehir" olarak anılan Maraş ne zaman “Hayal şehir” olacak?
Kapalı Maraş’ta tek tük canlı yerlerden biri olan Bilal Ağa Mescidinin çiçeklerle süslü bahçesine geldik. Cemaat bekleyen cami imamı bizi gördüğü gibi “Haydi kamet getir!” dedi. İmamın arkasında saf tutarak birlikte öğle namazını eda ettik.

Gazi Mağusa Kaleiçi
Kapalı Maraş’tan Canbulat kapısından geçerek Kaleiçi bölgesine girdik. Minibüs bizi Latinler’in Aziz George Kilisesi’nin kalıntılarının önünde bıraktı. Bu kilisenin Cenevizlilere ve 1300’lü yıllara ait olduğu tabelasında yazmaktadır. Kilisenin iki yan tarafı inatla yıkılmayarak ayakta durmaktadır. Bir bina üzerindeki büyükçe Trabzonspor bayrağı “Kıbrıs da bize Trabzon” olduğunu gösterdi. Az ötedeki Lazoğlu Nurol Marketi görünce hemşerimizin buraya damga vurduğuna şahit olduk. Girne’de kırmızı renkte olan İngiliz döneminden kalan posta kutuları Kaleiçi’nde sarı renkteler.

Lala Mustafa Paşa Camii
Lüzinyanlar döneminde, 1298- 1312 yılları arasında inşa edilen Lala Mustafa Paşa Camii, Latin St. Nikolas Katedrali, Gazimağusa Ayasofya Camii olarak da bilinen tüm Akdeniz dünyasının en güzel Gotik yapılarındandır. Notre-Dame de Reims gibi ilk Fransız örnekleri ile olan benzerlik o kadar fazladır ki bina “Kuzey Kıbrıs’ın Reims’i olarak adlandırılmıştır. Ağustos 1571’de Kıbrıs, Osmanlı kontrolüne geçince katedral bir mihrap ve minare eklenerek camiye dönüştürülmüş ve Gazimağusa Ayasofya Camii olarak adlandırılmıştır. İsmi, Lefkoşa’daki kardeşi gibi 1954 yılına kadar kullanılmaya devam etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Büyük Veziri olan Lala Mustafa Paşa’nın adını alarak günümüze Lala Mustafa Paşa Camii olarak gelmiştir.
Etkileyici kuleleri, taş işçiliği ve görkemi ile insanı etkileyen, Lala Mustafa Paşa Camii’nin içerisinde onarım olduğu için görme imkânımız olmadı. Caminin ön solunda yer alan Mustafa Zühtü Efendi ve Mehmet Ömer Efendi türbesinin önünde büyük bir tablo halinde, 6 Şubat 2023 Maraş depreminde bir otelin çökmesi sonucu şehit olan ortaokul kız ve erkek voleybol takımı cennete uğurlandıkları bu mekânda anı olarak kalmış.
Yapının önünde bulunan tarihi cümbez ağacı adanın kuzeyinde çok az bulunmakta olan tropik bir incir türüdür. Bu ağacın, inşaat başladığı zaman dikildiği ve katedral ile yaşıt olduğunu söylenmektedir. Kıbrıs'ta yaşadığı bilinen en yaşlı ve canlı ağaçtır. Yılda yedi kez meyve veren ağaç katedralin önüne büyüleyici bir gölge veriyor.

Namık Kemal Zindanı ve Müzesi
Lala Mustafa Paşa Camii’nin az ilerisindeki Namık Kemal Meydanı'nın kenarında yer alan, dikdörtgen planlı ve iki katlı bir yapının zemini Namık Kemal’e zindan olmuş. Venedik Sarayı'nın avlusuna açılan tek kapılı odanın küçük penceresinden içeriye bakıyoruz ve karşımıza ünlü şairimizin şu dörtlüğü çıkmaktadır:
“Zâlim olsa ne rütbe bî-pervâ, (Zalim ne kadar korkusuz ve umursamaz olursa olsun,)
Yine bünyâd-ı zulmü biz yıkarız! (Zulmün temelini, kurduğu o yapıyı yine de biz yıkarız!)
Meşher-i hâke atsalar da bizi, (Bizi toprağın en derin merkezine, yerin dibine gömseler bile,)
Küreyi arzı patlatır çıkarız!” (Yeryüzünü patlatır, yine de o zindandan dışarı çıkarız!)

Namık Kemal, "Vatan yahut Silistre" oyununu, 1873 tarihinde İstanbul Gedik Paşa tiyatrosunda oynanmasından sonra Kıbrıs'a sürülmüştü. Önceleri alt kattaki zindana kapatılan şair, bir süre sonra Kıbrıs Mutasarrıfı Veyis Paşa'nın izni ile üst kata çıkarıldı. 3 Haziran 1876 tarihinde de V. Murat tarafından affedilerek İstanbul'a geri döndü.
Kaleiçi adeta müze şehir gibi. Her köşede bir tarihi eser var. Bir bina, cami, kilise, lahit, çeşme, kule, türbe… Adımlarken tek katlı ilkokul ve ortaokullarda dikkatimizi çekiyor. Geniş bahçe içerisinde yer alan Gazi Canbulat İlkokulu’nun yanından gezimize devam ediyoruz. Müze Sokak boyunca tarihin içinde yürümeye devam ettik. XIII. yüzyılda Lusignanlar tarafından Kraliyet Sarayı olarak inşa edilen Venedik Saray kalıntılar solumuzda kalacak şekilde en çok iki katlı, bahçeli taş binaların arasında rengarenk çiçeklerle süslenmiş Alipaşa sokaktan geçerek, Sinanpaşa camine geldik. 1360 yılında yapılmış olan eşsiz bir taş işçiliğine sahip St.Peter ve St. Paul Katedrali, Osmanlılar döneminde Sinanpaşa cami olarak kullanılmaya başlanmıştır. Caminin duvarları yıkılmaması için her iki taraftan estetik taş dayanaklar yapılmış. Lala Mustafapaşa sokaktan sahil surlarına doğru inerken 14. yüzyılda inşa edilen St. George of the Greeks Kilisesi kalıntılarıdır görüyoruz. Gotik tarzlı Ortodoks katedralinin ayakta durmaya çalışan yüksek duvarları ve karakteristik kemerleri, şehrin orta çağ dönemindeki ihtişamını yansıtmaktadır. Sokak aralarından sahile ulaştık artık Mağusa surlarının üstüne çıkma sıramız gelmişti.

Mağusa Surları
Mağusa şehrini çevreleyen surları Venedikliler, Osmanlılara karşı önlem almak ve surları ateşli silahlara karşı sağlamlaştırmak amacıyla 1550'li yıllarda inşa etmiştir. Surun şehir dışındaki kısmına 46 m genişliğinde hendek açılarak içerisi su ile doldurulmuştur. İri kesme taştan inşa edilen 3 km uzunluğundaki bu surların yüksekliği 18 m, genişliği bazı yerlerde 9 m kadardır.
Çift aslanın beklediği deniz kapı yanındaki merdivenlerden 15m kadar yükseklikteki surun burcuna çıktık. Artık bir tarafımız uçsuz bucaksız Akdeniz, bir tarafımız otantik sur içi. Sur içinde hiçbir bina tarihi yapılardan ayrı düşünülmemiş ve bütün bu güzellikleri buradan seyretmek çok güzel. Çıktığımız yüksek merdivenlerden dikkatlice inerek sur içerisindeki Othello kalesine gittik.

Othello Kalesi
Kale içinde bir kale Othello Kalesi. Mağusa Kalesi etrafı hendekler ile çevrilmiş, bu kalenin içerisinde bulunan Othello Kalesinin etrafı da hendekle çevrilmiş ve eskiden bu hendeklerin içi su ile doldurulmuştu. Mağusa Kalesi halkın yaşam alanı, Othello Kalesi ise yönetim merkezi olmalı. Kalenin bugünkü adı, İngiliz döneminde kullanılmaya başlanmış. Sheakespeare'in ünlü tragedyasının bir bölümü Kıbrıs'ta bir liman kentinde geçmektedir. Oyunun kahramanı Othello’dan ismini almıştır. Othello Kalesinin hemen yanında bulunan, Latinler’in Aziz George Kilisesi’ne toplanma noktasına geldik.
Mağusa gezimize hüzünlü duran Maraş ile başlamış ve kale içindeki kale olan Othello ile bitiriyoruz. Sırada iki farklı ülkeye başkentlik yapan Lefkoşe var.